Başlangıçta sorun yalnızca fiziksel olsa da, cinsel sorunların hemen hepsinde kişinin başarısızlık korkusu sorunu ağırlaştırır.
Yeni doğum yapmış, vajinasındaki yara izleri yeni kapanan bir anne doğumdan sonra canını çok yakan ve ona doğumla ilgili bütün güçlükleri adeta yeniden yaşatan bir cinsel birleşme denemesi yaşamışsa, daha sonra cinsel ilişki düşüncesi bile kasılıp kalmasına yeterli olabilir. Çok çalıştığı ya da çok fazla alkol aldığı için birbiri ardına iki kez sertleşme sorunu yaşayan orta yaşlı birerkek bir sonraki cinsel birleşme denemesine bir sınav gibi yaklaşacaktır. “Bu kez de başaramazsam, ne yaparım bilmem”. Başarma baskısı mantıksızca artar, başarısızlık korkusu egemen olur, kişi cinsel birleşme sırasında gevşeyemez ve elbette korktuğu yine başına gelir. Kadın da çok gerildiği ve erkekte sertleşme olmadığı için cinsel ilişkiyi bir eziyet gibi yaşar. Böylece ikisi de ciddi bir sorunları olduğuna inanırlar ve kısırdöngü iyice yerleşir.
Neler olup bittiğinin farkında olunsa bile, böylesine bir kısırdöngünün kırılması şaşırtıcı ölçüde güç olabilir. Kişinin özgüvenini yitirmesi ve yetersizlik duygusuyla kilitlenmesi son derece kolaydır ve her cinsel “başarısızlıkta” bu pekişecektir. Anlayışlı bir eş yardımcı olabilir, ama genellikle eş de bu arada kendi yetersizlik duygularıyla uğraşmaktadır: “Neden artık benimle sevişmek istemiyor? Artık çekici değil miyim? Başkasıyla ilişkisi mi var?”
Dolayısıyla seks terapisinde özellikle eşlerin bu negatif duygularını ifade etmelerine olanak vermek, kendilerini sürekli geriye çeken bu kısırdöngüden çıkmalarını ve başarma baskısı olmaksızın birbirlerinin fiziksel yakınlığından hoşlanmayı öğrenmelerini sağlamak amaçlanır. Terapistler genellikle, bu kitabın ilerdeki bölümlerinde (s. 36-39) anlatılan “Beş duyuya odaklanma” egzersizlerinden yararlanarak, çiftlerin yavaş yavaş gevşemelerine ve bir zamanlar yaşadıkları hazzı ve güveni yeniden kazanmalarına yardım etmeye çalışır.
15.02.2008
TANIM:
Ani bebek ölümü sendromu (ABÖS), 1 yaşından küçük bebeklerin bilinmeyen nedenlerle aniden ölmelerini tanımlayan bir terimdir. Ani bebek ölümü sendromu (beşik ölümü olarak da bilinir) gelişmiş ülkelerde 1-12 aylık bebekler arasında en sık görülen ölüm nedenidir.
Birkaç tıbbi araştırmada, bu sendromla ilişkili biyolojik ve çevresel risk etmenlerinin belirlenmiş olmasına karşın gerçek nedenle ilgili kesin bilgi yoktur. Dünya çapında yapılan birçok çalışmada yüzükoyun (karnının üstüne) yatırılan çocukların yüksek risk altında oldukları gösterildi. Bebeklerin yatırılma pozisyonu ülkeler arasında farklılık gösteriyor; ABD’deki bebekler on yıl önce çoğunlukla yüzükoyun yatırılıyordu. Daha sonra bazı ülkelerde olduğu gibi ABD’de de annebabalar sağlıklı bebeklerin sırtüstü yatırılması için teşvik edilmeye başlandı.
JAMA’da yayımlanan üç yeni araştırma, bu konuda hâlâ başka çalışmalara gereksinim olduğunu ortaya koydu. Ulusal Çocuk Sağlığı ve İnsan Gelişimi Enstitüsü’nün (National Institute of Child Health and Human Development: NICHD) bir çalışmasında ABD’de yüzükoyun yatırılan bebeklerin oranının 1992 yılında %70 olduğu, ancak 1996 yılında %24′e düştüğü saptandı. Aynı süre içinde ani bebek ölümü sendromu yaklaşık %38 azaldı. NICHD’nin yürüttüğü ikinci çalışmada, düşük gelir düzeyine sahip, Afrika kökenli Amerikalı annelerin bebeklerini yüzükoyun yatırma olasılığının daha fazla olduğu belirlendi. Araştırmacılara göre, doğumdan sonra bebeğinin hastanede yüzükoyun yatırıldığını gören annelerin %93′ü evde de aynı pozisyonda yatırıyor.
Massachusetts ve Ohio’daki yaklaşık 8000 annenin yer aldığı başka bir çalışmada bebeklerini bir aylıkken yüzükoyun yatıran annelerin oranı sadece %18 iken, bebekleri üç aylık olduğunda bu pozisyonda yatırmaya başlayan annelerin oranının %29′a yükseldiği belirlendi.
Araştırmacılar bu artışın, annelerin ailelerinden, arkadaşlarından, başka çocuklardan ve bebeklerinin davranışlarından etkilenmeleri sonucu ortaya çıktığını bildiriyorlar. Araştırmacılar, bebeklerin yüzükoyun yatırılmasını önlemek amacıyla Afrika kökenli Amerikalılar ya da İspanyol kökenliler, düşük gelir düzeyine sahip, 29 yaşından genç, daha önce çocuk sahibi olmuş ya da 8 haftalıktan küçük bebeği olan, yüksek risk grubundaki annelere yönelik eğitim programlanna gereksinim olduğunu belirtiyorlar. Ayrıca, hastanelerde de yeni doğan bebeklerin sırtüstü yatırılarak doğru uyku pozisyonunun yerleştirilmesi gerektiği vurgulanıyor.
ANİ BEBEK ÖLÜMÜ SENDROMUNA İLİŞKİN RİSK ETMENLERİ:
Araştırmacılar, ani bebek ölümü sendromunun nedenini bilmemelerine karşın, olasılığı artıran etmenleri tanımladılar:
Yüzükoyun uyuyan bebekler
Sigara dumanına maruz kalan bebekler
Anneleri gebelik döneminde sigara içenler
Anneleri ilk hamileliği sırasında 20 yaşından küçük olanlar
Anneleri doğum öncesi sağlık bakımı için hiç başvurmayanlar ya da geç başvuranlar
Erken doğan ya da düşük doğum ağırlıklı bebekler
Kış aylarında doğanlar
Erkek bebekler
RİSK AZALTMANIN YOLLARI:
Ani bebek ölümü sendromunu önlemenin güvenli bir yolu olmamasına karşın, riski azaltabilecek önlemler şunlardır;
Bebekleri sırtüstü yatırmak
Doğumdan önce iyi bir sağlık bakımı
Sigara içilmeyen bir çevre
Sert bir yatak
Bebeğin altına yastık ya da battaniye gibi yumuşak malzemeler yerleştirmemek
Bebeği çok sıcak ortamda bulundurmamak (giydirerek, örterek ya da aşırı sıcak bir odada yatırarak)
Rutin kontrolleri ve aşıları yaptırmak
Hafif bir hastalıktan sonra bile bebeği birkaç gün yakından gözlemlemek
KAYNAKLAR:
National Institute of Child Health and Human Development “Back to Sleep” Campaign 31 Center Drive, Room 2A32 MSC 2425 Bethesda, MD 20892-2425 800/SOS-CRIB or www.nih.gov/nichd/
Sudden Infant Death Syndrome Alliance 800/221-SIDS or www.sidsalliance.org
American Academy of Pediatrics SASE (business sizel to: SIDS Fact Sheet AAP P.O. Box 927 Elk Grove Village, IL 60009 National lnstitute of Child Health and Human Development, SlDS Alliance, American Academy of Pediatrics, AMA’s Encyclopedia of Medicine
12.02.2008
Bu gibi durumların hepsinde başlıca sorun kötü bir teknik ve yetersiz uyarılma olabilir.
Fiziksel Nedenler
Biraz alkol gevşeme sağlayabilir, ama çok fazla alkol cinsel performans üzerinde öldürücü bir etki yapar. Erkekler sertleşmeyi devam ettirmekte zorlanabilir, kadınlar ise orgazma ulaşabilecek kadar uyarılmakta güçlük çeker.
İlaçlar da böyle bir etki yapabilir ve libidoyu (cinsel dürtüyü) azaltan ilaçların hepsi orgazmı da önleyebilir. Kokain, barbitüratlar, tioridazin, bazı yüksek tansiyon ilaçları, östrojen, depresyon ilaçları, zaman zaman da gebeliği önleyici kontrasep-tif haplar bu türdendir.
Ameliyat da cinsel doyumu etkileyebilir, ama vakaların çoğunda neden fiziksel olmaktan çok psikolojiktir yani cinsel organları ilgilendiren ya da göğüslerin alınması (mastektomi) veya kolostomi (kalın barsağın dışarı açılması) gibi ameliyatlara gösterilen tepkiye bağlıdır. Rahmin alınmasının (histerektomi) bazı kadınlarda daha az tatmin edici bir orgazma yol açabildiğim gösteren kanıtlar vardır. Oysa prostat ameliyatı erkeklerin yalnızca küçük bir bölümünde cinsel işlevde azalmaya yol açıyor.
Uzun süren ağır hastalıkların hepsi cinsel dürtüde azalmaya ve orgazma ulaşmakta güçlük çekilmesine neden olabilir. Nedeni ne olursa olsun, cinsel birleşme sırasında ağrı (bk. s. 25-34) kadının orgazma ulaşamayacak kadar gerilmesine ve endişelenmesine neden olabilir. Çok seyrek olarak orgazma ulaşamamanın nedeni nörolojik bir sorundur.
Psikolojik sorunlar
Orgazm kişinin cinsel olarak “geri dönülmez bir noktaya” erişene kadar uyarıldığı zaman ortaya çıkan bir reflekstir. Özellikle kadınlarda başlıca sorun kişinin yeterince uzun bir süre yeterli ölçüde uyarılmaması olabilir, ama başka bazı etmenler bu “noktaya” erişmeyi güçleştirici bir rol oynayabilir.
Kadınlar uyarılmaya yanıt verecek biçimde kendilerini bırakmak için, güvenli bir ortamda bulunmaya ve gevşemeye daha fazla gereksinim duyar. Gebelik, ilişkinin kendisi ve benzeri konulardaki çözümlenmemiş kaygılar heyecanı önleyebilir.
Orgazma birkaç kez ulaşılamadıysa, başarı endişesi ve başarısızlık korkusu sorunu daha da ağırlaştırabilir ve “seyirci tutumu” adı verilen bir davranış kalıbı yerleşebilir. Vücudu erotik duyguların hazzma bırakmak yerine, orgazma ulaşma hedefinin ön plana geçmesi kişinin kendisine sürekli “Böyle hissetmem mi gerekiyor? Orgazma yaklaşmıyor muyum? Neden? Sorun ne?” gibi sorular sorması anlamına gelir: Bu türden endişelerin uyarılmayı önlemesi ve orgazmı engellemesi kaçınılmazdır.
Orgazma ulaşamayan kadınlarla ilgili araştırmalarda başka birçok faktörün de rolü gözlemleniyor; kontrolü yitirme korkusu, yarışmacı ya da saldırgan duygular, orgazma ulaşılırsa idrar kaçırılacağı gibi gerçekdışı korkular, vb. Sorunun ruhsal boyutlarıyla birlikte ele alındığı cinsel ruh sağlığı terapisinde (psikoseksüel terapi) bunlar da irdelenmelidir.
ORGAZM SORUNLARINDA TEDAVİ
En iyisi bu konuyu terapistle görüşmek ve temel sorunun ne olduğunun belirlenmesini sağlamaktır. Sorun cinsel teknikteyse, terapist çiftin birbirini uyarmada yeni yöntemleri denemesine yardımcı olabilir ve kadına cinsel birleşme sırasında klitori-sin uyarılmasını artırmak için belli egzersizler öğretebilir. Diğer bazı durumlarda daha çok psikolojik boyuta vurgu yapılabilir.
“Seyirci tutumu” sorunu varsa, terapist fantezilerle dikkatin dağıtılmasını, ayrıca gerekiyorsa erotik literatür ya da film ve vibratör gibi yardımcı araçlardan yararlanılmasını önerebilir. Kadının ve erkeğin orgazma ulaşmasına yardım eden özgül egzersizler arasında 53. sayfadaki kutuda belirtilenler de bulunabilir.
Fantezilerden yararlanma doğal hale gelirse, başarısızlık endişesi ve korkusu ve buna bağlı seyirci tutumunun oluşturduğu kısır-döngü kırılabilir.
Sonuçlar
Orgazma ulaşamama tedavilerinde genellikle büyük başarı elde ediliyor ve seks terapistleri 20 seansta %90 başarı sağlandığını belirtiyor.
11.02.2008
Atrial septal defekt nedir?
Kalp bilindiği gibi 4 odacıktan oluşur. Bunlardan 2 tanesi üstte kulakçıklar adını almaktadır. Kalbin üst katındaki bu odacıklar bir zar duvar ile ayrılmıştır ve her iki odacık arasında kan birbirine normal koşullar altında karışmaz. İşte bu zarsı duvarın üzerinde çeşitli büyüklük ve yerlerde delikler bulunmasına Atrial Septal Defekt denir.
İki tip ASD vardır:
Secundum tip ASD: Sekundum septumda meydana gelen defektler.
Primum tip ASD: Endokardial yastıkçıkta meydana gelen defektler: Bunlarda mitral veya tricuspid kapaklarda yarıklar (cleft) ile birlikte olabilir.
Fossa Ovalis Tipi: Fossa ovale yetmezligine bağlı olabildiği gibi , fossa ovalede bir defectine de bağlı olabilir.
Sinus venosus defecti: Bu defect VCS veya VCI’un ağızlarına yakın ve bazan da VCS veya VCI içine alan defectlerdir.
Koroner sinus defecti (unroofed koroner sinus): çok nadir olan bu defectler Koroner sinus atrial kısmının çatısız (unroofed) olmasına bağlıdır.
Kulakçıklar arası delik (Atrial septal defekt) olduğunda ne olur?
Normal insan kalbinde sağ ve sol odacıklar arasında kan karışmadan bir düzen içerisinde dolaşır. Vücutta kirlenen kan sağ kulakçık yolu ile kalbe gelir ve oradan sağ karıncığa girerek akciğerlere gider ve oksijenlendikten sonra, okijenden zengin kan sol kulakçık ve oradan da sol karıncık yolu ile vücuda yeniden pompalanarak kullanıma sunulur.
Normalde kalbin sol tarafında kalp içi basınçlar sağa göre yüksektir. Bu nedenle de ASD varlığında kan hep soldan sağa doğru olur. Kalp her atımında sol kulakçıktan sağ kulakçığa kanın bir kısmı kaçar. Solda kan miktarı azalır ve sağda hep kan miktarı artar.
Klinik Tablo:
Sol-sağ şanta bağlı olarak sağ kulakçık ve sağ karıncık genişlemiştir. Sık üst solunum yolları infeksiyonu izlenir. Gelişme geriliği bunlara eşlik eder.
Fizik Muayene:
Dinlemekle (erken ve orta midsistolik) üfürüm saptanır.
Akciğer damar yatağında hastalık (Pulmoner vasküler hastalık) gelişirse çomak parmak, bayılma (senkop) ve kan tükürme (hemoptizi) izlenir.
Akciğer röntgenogramında geniş sağ kulakçık ve karıncık izlenir.
EKG’de uzamış PR mesafesi vardır.
Ekokardiyografi ile tanı konur.
Kateterizasyon ise daha çok tanının teyit edilmesi içindir. Kan örneklerinde oksijenizasyon, sol-sağ şant oranı hesaplanır.
Bu durumda ne olur?
Söylediğimiz gibi sağ karıncık daha fazla kan alır (her iki kulakçıktan da) . Vücuttan ana toplardamarlar yolu ile gelen oksijeni kullanılarak azalmış kirli kan ve kulakçıklar arasından delikten geçerek gelen temizlenmiş sol tarafa kanını bir kısmı. Böylece sağ tarafta yapılan iş artarken buradan akciğerlere giden kan miktarı da artar. Yani iyi şeylerin de fazlası iyi değildir. Akciğerlere normalden fazla kan gitmesi akciğerleri tıpkı bir sele maruz kalması gibi kanla dolması da akciğerlerin yapısını bozar ve akciğerler gerginleşir. Bunun sonucunda da nefes almak zorlaşır. Fazla kan bulunan akciğerlerde ayrıca akım yavaşlar ve bu da bir yandan akciğerlerin mikrobik infeksiyonlara hassasiyetini artırırken, diğer yandan da yavaşlayan akım ve sertleşen akciğerler neden ile sağ karncığın daha da zorlanmasını ve bir engele karşı çalışmasına neden olacaktır. 30lu ve ya 40 lı yaşlara kadar hiç saptanamayan ASDler bulunabilir.
Bunun anlamı Kulakçıklar Arası Delik (ASD) zararsızmıdır?
Tam böyle söylenemez. Bunun sonucunda sol karıncık kasında büyüme başlar. Bu hastalık doğuştan olan bir durum olduğu için ve yavaş yavaş ve sinsice ilerlediği için çocuklarda solunum sorunlşarı ve sık sık kolayca üst solunum yolları infeksiyonlarına zemin hazırlar. Yıllar içerisinde sık sık olan infeksiyonlar nedeni ile çocuklarda gelişme geriliği yaparken kalp ve akciğerler de bozulur. Bir gün kalbin pompalama gücü çok bozulacağı için kalp yetmezliğine kadar gidebilir. Diğer bir ciddi zararlı etki de (komplikasyon) ritm bozukluklarıdır (aritmi). Sağ kulakçıktaki artmış kan miktarı bu odacığın büyümesine yol açar. Sağ kulakçıkta büyüme sonucunda buradan geçen kalbin elektrik ileti sistemi (iç sinir) zararlı etkilenir. Hiç olmaması gereken yerlerden anarşist iletiler çıkmaya bağlar ve kalbin bir ritm içerisinde kasılmasını bozar.
Kalp gereğinden fazla sayıda kasılır ama bu arada da kulakçıklarda sadece titreme tarzı bir hareket olur pompalama işlevi yürütemezler. Bu duruma tıp dilinde Atrial fibrilasyon deniyor. Bu durum daha çok büyük bir delik varlığında olur.
11.02.2008
Sonraki Yazılar