
Çocuğunuzun günlük kalsiyum ihtiyacının karşılanması için her gün en az iki bardak süt içmesi gerektiğini biliyor musunuz?
Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Galip Ekuklu, okul çağındaki çocukların beslenme saatinde içtikleri 200 miligram sütün, onların zihinsel ve fiziksel gelişmelerine ve boylarının uzamasına önemli ölçüde katkı sağladığını söyledi.
Sütün, yapısındaki besin unsurları açısından ideal bir gıda maddesi olmasından dolayı bebek, çocuk ve yaşlılar için vazgeçilmez bir besin kaynağı olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Ekuklu, sütün, kemiklerin oluşumu ve gelişimini sağlayan kalsiyum ve fosfor tuzlarının yanı sıra vitaminler ve mineralleri bol miktarda içerdiğini kaydetti.
“Okul çağındaki çocukların beslenme saatinde içtikleri 200 miligram süt, onların zihinsel ve fiziksel gelişmelerine, boylarının uzamasına önemli ölçüde katkıda bulunu” diyen Doç. Dr. Ekuklu, günlük kalsiyum ihtiyacının, en az iki bardak süt içerek karşılanabileceğini söyledi.
Yetişkin bir insanın günde 1 litre süt içtiğinde günlük gıda ihtiyacının yüzde 20-25′ini karşıladığını bildiren Doç. Dr. Ekuklu, şunları kaydetti:
“Bundan dolayı da her yaştaki insanın süt içme alışkanlığına sahip olması gerekmektedir. Süt, hayvansal ürünler içerisinde, insan hayatının her dönemindeki beslemesinde en başta yer alan ve vücudumuzun ihtiyacı olan besin elementlerinin tamamına yakın kısmını bileşiminde bulunduran tek gıdadır. İnsan beslenmesi için mükemmel bir besin maddesidir. Bileşiminde yüzde 87,3 su, yüzde 3,5 yağ, yüzde 3,4 protein, yüzde 4,7 laktoz, yüzde 0,75 mineral maddeler ve yüzde 0,35 oranında vitaminleri içerir.”
Türkiye’de süt tüketimi ortalamanın çok altında
“Türkiye’de işlenmiş içme sütü tüketimi kişi başına yılda 6 litre civarında iken Avrupa ülkelerinde sadece işlenmiş içme sütü tüketimi kişi başına yılda 60 ile 170 litre arasındadır” diyen Doç. Dr. Galip Ekuklu, bu rakamların Türkiye’de süt ve eşdeğeri ürünlerin tüketiminin çok gerilerde olduğunu gösterdiğini ifade etti.
Sütün büyüme ve gelişmenin temel yapı taşlarını oluşturduğunu bildiren Doç. Dr. Ekuklu, özellikle kemik ve dişlerin oluşumu ve gelişmesinin yanı sıra vücudun birçok hayati fonksiyonunu sağlayan kalp, sinir ve kas hücreleri için gerekli olduğunu vurguladı.
Kalsiyumun yanı sıra sağlık için gerekli A, C, D, E, K, B2, B6 vitaminleri ile potasyum, fosfor ve proteinin önemli bir kısmının süt içerek karşılanabildiğini ifade eden Doç. Dr. Ekuklu, sütün, zeka ve göz için gerekli olan B12 vitamini açısından da zengin olduğuna dikkati çekti.
Sütün mikroorganizmalar için uygun bir ortam olduğundan çok kısa sürede bozulabildiğini ve sağlık için tehlikeli olabildiğini ifade eden Doç. Dr. Ekuklu, şunları söyledi:
“Bu nedenle ambalajsız olarak tüketime sunulan sokak sütlerinin dayanıklılığını arttırmak amacıyla süte karbonat gibi katkı maddeleri katılabilmektedir. Çiğ olarak tüketime sunulan sokak sütlerinde soğuk zincir sağlanamadığından tüketiciye ulaşıncaya kadar toplam bakteri yükü artmaktadır. Sokak sütü satın alındıktan sonra evde açıkta kaynatıldığı için vitamin değerleri de kaybolur.”
Süt tüketiminin menopoz sonrası gelişecek osteoporoz (kemik erimesi) bakımından da çok önemli koruyucu etkisi bulunduğuna işaret eden Doç. Dr. Ekuklu, özellikle kadınların 25-40 yaşından itibaren süt ve süt ürünleri tüketmeleri gerektiğini kaydetti.
Doç. Dr. Ekuklu, “Her gün içeceğiniz bir bardak süt, kemik bankanıza yapacağınız yatırama benzer. Bu birikimler yaşamınızda sizi kemik erimesinden korur” dedi.
07.06.2008
Boşanmalar en çok çocukları etkiliyor
İSTANBUL (İHA) - Günümüz toplumlarının en önemli sorunlarından biri ailenin önemini yitirmesi. Son 20 yıl içinde aile yapıları incelendiğinde anne, baba ve çocuktan müteşekkil aile sayısında azalma görülürken karışık aile yapılarında artış gözleniyor. Davranış Bilimleri Enstitüsü’nden Klinik Psikolog Şeniz Pamuk, bu durumun temelinde boşanmanın yattığını ve bundan en fazla çocukların etkilendiğini söyledi.
Dünyanın süper gücü ABD’de evlenen her iki çiftten biri ayrılmaya karar verirken, Almanya’da bu durum üçte bir oranında. Pamuk’un verdiği bilgilere göre Türkiye, henüz boşanmaların sık yaşanmadığı bir ülke olsa da 15 yıl önce yüzde 1′i bulmayan ayrılan çift oranı gün geçtikçe artıyor. Psikolog Şeniz Pamuk, “ayrılık ya da boşanma sonrasında, aile yapılarında oldukça büyük bir çeşitlilik ortaya çıkıyor” dedi. Ayrılık ya da boşanma kararı veren eşlerin çok zorlu bir süreçten geçtiğini belirten Pamuk, “Ancak bu karardan anne-babaları kadar hatta onlardan daha fazla etkilenen aile bireyleri çocuklar. Yapılan araştırmalar, çocukların boşanma öncesi dönemden başlayarak, boşanma süreci ve sonrasında kısa ve uzun vadede bir çok olumsuz durumla yüzyüze kalabildiklerini göstermekte. Hiç bir çocuk ilk anda anne ve babasının ayrılmasını istemez ve bu duruma ya dışa vurarak ya da sessiz kalarak bir tepki gösterir” açıklamasında bulundu.
BOŞANMANIN ETKİLERİ SONRA ORTAYA ÇIKIYOR
Çocuklarda anne-baba ayrılığının meydana getirdiği etkilerin boşanmadan sonraki ilk günlerde değil daha sonraki dönemlerde ortaya çıktığını belirten Pamuk’un tespitleri şöyle:
“Çocukların geriye dönüp baktıklarında olumsuz olarak hatırladıkları, anne-baba arasında haber taşıyıcısı olmak, anne ve babalarının birbirlerini suçlamalarını dinlemek, karşı cinsten biriyle samimiyeti ilerlettiklerinde nasıl doğal davranabileceklerini bilememek, ekonomik sorunlar, anne/babadan biriyle ve o taraftan olan akrabalarla bağların kopması gibi durumlar”
Çocuk sahibi olanların sorunları çözmek için ilk başta boşanmayı düşünmediğini söyleyen Pamuk, bazı durumlarda ayrılmanın çok sorunlu bir evliliği yürütmekten daha sağlıklı bir ortam sağladığını dile getirdi. Bir boşanma durumunda çocuğun olaya göstereceği tepkilere neden olabilecek ve bu olayı çocuğun hayatında daha az travmatik hale getirebilecek önemli noktalar olduğunu söyleyen Pamuk’a göre hayatında bu yönde değişiklik yapmayı planlayan her anne-babanın bunlara özen göstermesi gerekiyor. Daha atak, heyecanlı, kolay etki altında kalan, yeni durumlara kolay uyum sağlayamayan çocukların, anne-baba ayrılığı gibi ciddi uyum becerileri gerektiren bir duruma uyum sağlamakta da yaşıtlarına oranla daha büyük zorluk çektikleri görülüyor. Anne-baba ayrılığını küçük yaşlarda yaşayan bir çocuk, bu olaya ilk anda çok büyük bir tepki gösterse de, bu durumu kabullenmesi daha kolay olabiliyor. Buna karşın okul öncesi dönemde, çocuklarda sadakat sorunları ve anne-babayı yeniden bir araya getirme çabaları gözlenebiliyor. Daha ileri yaşlarda, çocuklar kendi sosyal hayatlarını kurmaya çalışırken güvendikleri bir çatının yıkılması, onların kadın-erkek ilişkileri konusunda bocalamalarına yol açabiliyor. Gözlemleyebilecekleri bir kadın-erkek ilişki modelinin olmaması, bu çocukları kendi ilişkilerini oluştururken zorlayabiliyor.
KIZ ÇOCUKLAR İLE ERKEK ÇOCUKLARIN TEPKİSİ FARKLI
Boşanmalara karşı çocukların cinsiyetlerine göre farklı tepkiler verdiğini söyleyen Pamuk, “Kız çocuklar, anneleriyle genellikle arkadaş gibi olurken, erkek çocuklar annelerinin yanında kendilerini evin erkeği gibi hissetme eğilimine girebiliyorlar. Bu nedenle annenin yeni biriyle birlikte olduğu durumlarda kız çocukların bu işten pek de hoşnut olmadıkları, buna karşılık erkek çocukların bir rahatlama hissettikleri izlenebiliyor” yorumunda bulundu.
Baba-kız ve baba-erkek çocuk ilişkileri ise çok fazla incelenmemiş olmasına karşın, babanın görevlerini yerine getirmede yeterli olduğu durumlarda fazla bir soruna da rastlanmadığını söylemenin mümkün olduğunu söyleyen Pamuk’un üzerinde durduğu bir diğer nokta destek sistemleri. Eğer çocuğun hayatında ilişkisinin iyi olduğu bir büyükanne-büyükbaba ya da başka yetişkinler varsa, bu kişiler anne-babanın duygusal anlamda pek verici olamadıkları ortamlarda bu boşluğu doldurabiliyorlar. Çocuğun ekonomik standartlarında ani bir düşüş ya da anne ve babanın ekonomik standartları arasında ciddi bir fark olması çocuğu olumsuz bir şekilde etkileyebiliyor. Çocuğun uyumunda anne-baba arasındaki ilişkinin en önemli etken olduğunu vurgulayan Pamuk, çocukların eşler arasındaki diyalogların kopmadığını ve kendisi hakkında konuşulmaya devam edildiğini görmesi gerektiğini, bunun güven zedelenmemesi için önemli olduğunu söyledi.
ÇOCUK BİRLİKTE YAŞAMASA DA DÜZENLİ GÖRÜŞMELİ
Çocukların bu süreci sağlıklı bir şekilde atlatabilmesi için gereken şartlardan biri de ayrı da olsa çocuk anne babasıyla düzenli olarak görüşmeleri. Klinik Psikolog Pamuk, “Burada önemli olan faktör, görüşme sıklığı değil, görüşmelerin çocuk tarafından önceden bilinmesi ve tahmin edilebilir olması. Son anda yapılan değişiklikler, aniden yapılan planlar, tutulmayan sözler, çocuk açısından çok büyük hayal kırıklıklarına neden oluyor ve bunların telafi edilmesi mümkün olmayabiliyor” yorumunu getirdi. Ayrılmanın çocuğa nasıl sunulduğunun da önemli olduğunu dile getiren Pamuk, “Bu bilgilendirmeyi anne ve babanın birlikte yapmasında yarar var. Ayrıca, bu kişilerin karı-kocalık rollerinden vazgeçseler bile, her zaman o çocuğun anne ve babası olarak kalacaklarını ve bir işbirliği içinde olmaya devam edeceklerini akıllarında tutmalarında yarar var” diye konuştu.
Ayrılmış yeni bir insanla ilişki kurmuş anne veya babanın bu durumu çocuğuna nasıl anlattığı da üzerinde durulması gereken noktalardan biri. Psikolog Pamuk’un tespitine göre, anne-babasının yanında sürekli yeni birilerini görmek çocuğu kırabilir ve kendi kadınlık ve erkeklik konumuyla ilgili endişeye sürükleyebilir. Bu nedenle de çocuk daha sonraki hayatında hiç bir zaman terk edilmemek için ilk bulduğu kişiye ne pahasına olursa olsun aşırı bağlanabiliyor ya da kimseye fazla bağlanmamak için durmadan eş değiştirebiliyor. Ancak unutulmamalı ki bütün problemlerine rağmen anne ve babası ayrılmış olan çocukların yaşıtlarına göre daha çabuk olgunlaştıkları, hayatın zorlukları karşısında daha rahat pratik çözümler üretebildikleri de ayrı bir gerçek.
15.02.2008
Kilo fazlalığı ve şişmanlık sorunu sadece yetişkinleri tehdit etmiyor.
Osman MÜFTÜOĞLUAraştırmalar, kilo fazlalığı ve şişmanlık sorununun çocuklarımızı da tehdit edecek boyutlara ulaştığını gösteriyor.
Çocuklarımız neden aşırı kilolu veya şişman hale geliyor sorusunun cevabı ‘üç yanlış’ta gizli: Yanlış beslenme, yeterinden az bedensel hareket, genetik eğilim.
ÇOCUKLARIMIZIN bedensel fonksiyonlarını yerine getirebilmeleri, ama aynı zamanda büyüme ve gelişmelerini aralıksız sürdürebilmeleri için karbonhidrat, protein ve yağları dengeli bir şekilde ve ihtiyaçları kadar almaları gerekiyor. Ne karbonhidratlar (unlu ve tatlı besinler, sebzeler ve meyveler), ne proteinler (et ve et ürünleri, süt ve süt ürünleri), ne de yağlar (hayvansal ve bitkisel yağlar) çocuklarınızın ihtiyacı olan besin öğelerini tek başlarına içermezler. Çocukların sadece mevcudu korumak ve tamir etmek için değil, büyümek için de proteinlere, özellikle biyolojik değeri yüksek proteinlere ihtiyacları vardır. Onlara günlük aktivitelerinin gerektirdiği enerjiyi karşılayacak kadar enerjiyi ve büyümelerini sürdürebilecek kadar proteini aynı anda içeren bir ‘besin planı’ gerekiyor.
Çocukların enerji ihtiyaçlarının yaşları ve cinslerine göre değiştiğini de unutmamalı, onlara yeteri kadar enerjiyi de sağlamalısınız. Enerji ihtiyaçlarını karşılarken kalorileri abartır, aşırıya kaçarsanız ya da aldıkları kalorinin gerektirdiği kadar bedensel aktiviteyi yapmadıklarını gözden kaçırırsanız çocuklarınızın fazla kilolu olmalarını kaçınılmazdır. Genetik bazı sorunların, bazı hastalıkların (troid bezi yetmezliği, böbrek üstü bezlerinin aşırı çalışması gibi) da çocuklarınızı şişmanlatması mümkündür.
ÇOCUĞUNUZU FAZLA KİLODAN KORUMAK İÇİN NE YAPABİLİRSİNİZ
İyi örnek olun: Çocuklarınınız yiyecek tercihlerini belirlerken sizi örnek almaktadır. Önce siz doğru ve dengeli beslenerek onlara yol gösterin.
Olumlu ve yapıcı davranın: Kilolu çocuklarınızı eleştirmeyin, motive edin. Öğretmeyin, fark ettirin. Doğru ve dengeli beslenmenin sağlıklı kalmaya yardım ettiğini hissettirin.
Fast food ürünleri önleyin: Sağlıklı besinleri satın almayı, lezzetli ve doğru pişirmeyi, keyifli yemek yemeyi zevkli bir uğraşı haline getiririn.
Birlikte yemek yiyin: Yemek sofralarına mutlaka onları da oturtun. Yemekleri uzun ve keyifli aile sohbetlerine dönüştürün. Yemek yemenin hem bir haz, hem de vazgeçilmez bir ihtiyaç olduğunu farkettirin.
Porsiyonları küçültün: Daha küçük porsiyonları daha yavaş ve uzun uzun çiğneyerek tüketme alışkanlığı edinmelerine yardımcı olun. Yiyecek ve içecek seçimlerinde küçük porsiyonlara yöneltin.
Kahvaltıyı atlamayın: Gerekiyorsa biraz daha erken kalkarak kahvaltı hazırlamayı, onlarla birlikte kahvaltı yapayı, iyi bir kahvaltı ile çocuklarınızı güne zinde ve formda başlatmayı bir alışkanlık haline getirin. Kahvaltı yapmayan çocuklar daha kolay şişmanlıyor, daha zor öğreniyor ve ruh sağlıkları daha kolay bozuluyor.
Fiziksel aktiviteye yönlendirin: Onlarla birlikte yapabileceğiniz eğlenceli aktiviteler yaratın. Birlikte yürüyüş, bisiklet gezisi veya bahçede futbol oyunu planlayın. Kalıcı fiziksel aktivite alışkanlığı edinmeleri için tenise, yüzmeye, kayak veya top oyunlarına yönlendirin. Sporcu sorumluluğu edinmelerini sağlamaya çalışın.
Bazı cümleleri kullanmayın: Diyet yapmak, kalorileri saymak, her sabah veya akşam koşmak, tatlıları, tuzluları, dondurmaları yasaklamak, kekleri, pastaları, börekleri, çörekleri unutmak… Bu ve benzeri cümleleri kendinize yasaklayın.
Hiçbir kilo azaltıcı desteği kullandırmayın: Çocuklar için kullanımına müsaade edilen herhangi bir güvenli destek bulunmamaktadır. Reçeteli olarak kullanımına izin verilen ve kilo azaltmada kullanılan ilaçların 16 yaşından küçük çocuklarda kullanılması önerilmemektedir.
Okul beslenmesini takip altında alın: Okulda verilen yemeklerin, okul kantininden aldıkları atıştırmaların sağlıklı besinler olup olmadığını izlemeye çalışın. Okulda yeterince hareketli olup olmadıklarını rehber öğretmenlerden izleyin.
15.02.2008
Çocuklarda 3-5 yaşları arasında normal olarak değerlendirdiğimiz alt ıslatma problemi bu yaşlardan sonra psikolojik veya fizyolojik bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bu durumun oluşmasında fizyolojik bir neden etken olabileceği gibi olayın temelinde psikolojik nedenlerde olabilir.Bu yüzden ilk önce bir çocuk doktoru veya belirli bir yaş üstü kimseler için bir üroloğun görmesi gerekir.Eğer bu durum fizyolojik bir durumdan dolayı meydana geliyorsa bu durumda biz psikologların yapabileceği pek birşey yoktur.
Eğer bu durum psikolojik bir nedenden kaynaklanıyorsa o zaman çocuk psikolojik bir değerlendirmeye alınır ve sorun çözülmeye çalışılır.
Alt ıslatma problemini yukarıdaki aşamaları geçtikten sonra halen devam ediyorsa o zaman etkili bir çözüm yolu vardır.
ALARM YÖNTEMİDİR.
Alarm yöntemi şartlandırma yoluyla çocuğun uykudan uyanmasını sağlamakta ve çocuk belirli bir zaman diliminden sonra alt ıslatmamaktadır.Bu yöntemdeki başarı oranı %80-%100 dür.Tedavi kişiye göre değişmekle birlikte ortalama 2-3 aydır bu süre sonunda alt ıslatma problemi artık bizim için bir problem olmaktan çıkmış olacaktır.
15.02.2008
nceki Yazılar