Güneşin zararlı etkilerinden korunmak için dermatoloji uzmanları dikkat edilmesi gereken noktaları şöyle sıralıyor:
• Güneş ışınlarının yeryüzüne dik geldiği 11.00-15.00 saatleri arasında güneşle direkt temas halinde bulunulmamalı.
• Güneşten koruyucu sütler ve kremler, güneşlenmeden 30 dakika önce kullanılmalı ve belli saatlerde tekrarlanmalı.
• Vücudunda fazla beni olanlar ve ailesinde deri kanseri olanlar daha fazla dikkat etmeli.
• Güneşe çıkmadan önce, doktora danışarak beta karoten ve C ile E vitamini gibi besin takviyelerinden faydalanılmalı. Bu takviyeler; güneş ışınlarıyla oluşan serbest radikallerin nötralize edilmesine ve bağışıklık sisteminin kuvvetlenmesine yardımcı olur.
• Güneş ve yapay ışınlara maruz kaldıktan sonra cildi besleyen bir nemlendirici kullanılmalı.
• Bir yaşın altındaki çocuklar direkt güneş ışınlarına maruz bırakılmamalı.
• Altı yaş altındaki çocuklar, güneşten en yüksek koruma faktörlü ürünlerle korunmalı.
• Çocuklar için seçilecek tüm güneş ürünlerinde ‘pediatrik kontrol altında test edilmiştir’ ibaresi bulunmalı.
16.06.2008
D vitamini hem vücuttaki kalsiyum ve fosfor metabolizması hem de kemiklerin gelişiminde önemli rol oynayan bir hormon ön maddesidir. Vücuttaki D vitaminin temel kaynağı güneş ışınlarının etkisiyle bağlı deride yapılan D vitamini sentezidir ve bu nedenle çocuk ve erişkinlerdeki D vitamini düzeyleri mevsimlere bağlı büyük değişkenlik göstermektedir. D vitamininin temel görevi çocuklarda büyüyen kemik dokusu (erişkinlerde ise yeniden kemik yapımı için) için gerekli kalsiyum ve fosfor düzeyini sağlamaktır. Vitamin D bağırsaklarda kalsiyum ve fosforun emilimini arttırarak bu görevini yapmaktadır.
Erişkinlerde D vitamini yetersizliği sorunu
D vitamini daha çok çocuklarda sık görülen raşitizm sorunu ile gündeme gelmekle birlikte son yıllarda erişkinlerde D vitamini yetersizliği ve bunun kemik sağlığı üzerine etkileriyle ilgili tartışmalar artmıştır. Amerika Birleşik Devletlerinde genel dahiliye yataklarında yatan 290 hastanın %57’sinde D vitamini yetersizliği saptanmış ve hastaların %22’sindeki yetersizliğin şiddetli düzeyde olduğu belirlenmiştir. Benzer şekilde Hollanda’da çoğu kadın 142 erişkinin %79’unda D vitamini düzeyleri düşük bulunmuştur. Değişik ülkelerdeki bu sonuçlar yetersiz D vitamini alımı, iç ortamlarda geçen yaşam süresinin fazlalığı ve güneş ışınlarından yararlanmama, hava kirliliğinin ultraviyole ışınlarının insanlara ulaşmasını engellemesi ve dini inançlara bağlı örtünme gibi çeşitli faktörlerin etkisiyle erişkinlerdeki D vitamini yetersizliğinin yaygın bir sorun olduğunu ortaya koymaktadır.
D vitamini düzeylerindeki düşüklük yalnızca basit bir biyokimyasal bozukluk olmayıp; beraberinde kemik yapım-yıkım hızında artma, osteoporosiz (kemik erimesi=kemik dokusunun azalması) ve hafif osteomalazi (kemik yumuşaması=kemik dokusuna kalsiyum ve fosforun yeterince çökmemesi) ve kalça veya diğer kemiklerdeki kırık ihtimalinde artma gibi fizyolojik, klinik ve patolojik bulgulara yol açmaktadır. Yaşam süresinin uzaması ile birlikte kemik erimesine bağlı kırıkların artması kemik erimesinin önlenmesi konusunda değişik seçenekleri gündeme getirmektedir. Yakın zamanda yayınlanan bir çalışmada günde 500 mg kalsiyum ve 700 IU D vitamini desteğiyle 3 yıllık dönemde, bulgu veren omurga kemikleri dışındaki kemik kırık oranında % 50 azalma olduğunun bildirilmesi, D vitamininin çocukların kemik sağlığı yanında erişkinlerin kemik sağlığındaki rolünü yeniden gündeme getirmiştir.
Annelerde D vitamini yetersizliği ve bebekler üzerine etkileri
Gelişmekte olan ülkelerde veya gelişmiş ülkelerdeki etnik topluluklarda annelerdeki D vitamini yetersizliğinin sık görülen bir sorun olduğu bilinmektedir. Pakistan’da yeni doğum yapmış kadınların %48’inde şiddetli düzeyde D vitamini yetersizliği olduğu saptanmış ve annelerin D vitamini düzeyi ile 3 aydan küçük bebeklerin D vitamini düzeyleri arasında anlamlı ilişki olduğu gösterilmiştir. Benzer bulgular Kuzey Amerika ve Avrupa ülkelerinde de saptanmıştır.
D vitamini yetersizliği anneleri etkilemekle birlikte esas etkisini bebekler üzerinde göstermektedir. Bu etkilerin başlıcaları, büyüme geriliği, kemik dokusu gelişiminde gerilik [kendini doğumsal raşitizm (konjenital rikets), kafa kemiklerinde yumuşama (kraniotabes), geniş bıngıldak (fontanel), kemik mineral yoğunluğunda azalma ve kemikleşme merkezlerinin gelişim hızlarında yavaşlama ile gösterir], dişlerde enamel hipoplazisi ve kalsiyum dengesi bozukluklarıdır.
Annelerin D vitamin düzeyleri süt verme döneminde anne sütü içindeki D vitamini miktarını doğrudan etkilemektedir. Bebeklerin serum D vitamin düzeyleri sekizinci haftadan sonra annenin D vitamin durumundan etkilenmekle birlikte esas olarak güneş ışığına maruz kalma miktarına göre değişmektedir. Bebeklerin D vitamini düzeylerinin korunması için çıplakken (üzerinde yalnızca bez varken) haftada 30 dakika, giyinikken ise haftada 2 saat güneş görmeleri gerekmektedir. Güneş ışığından yeterli ölçüde yararlanamayan bebeklerin annelerinin de D vitamini düzeyleri düşük olduğunda (anne sütü D vitamini düzeyi de buna bağlı düşecektir) raşitizm riski artmaktadır.
Güneş Işığından Yararlanma ve Ülkemizdeki Annelerde D vitamini Yetersizliği Sorunu
Ülkemizde uzun zamandan beri değişik ölçülerde annelerin D vitamini yetersizliği sorunu olduğu üzerinde durulmaktadır. Hasanoğlu ve arkadaşları 1981 Anakara Doğumevi ve Hacettepe Tıp Fakültesi’nde doğum yapan annelerin %20’sinde D vitamini yetersizliği saptanırken, Aydın ve arkadaşları tarafından 1988’de İstanbul’da yapılan bir araştırmada kış sonu ve yaz sonu incelenen toplam 100 doğum yapan kadın arasında kış sonu doğum yapan kadınların ortalama 25(OH) D vitamini düzeyini belirgin ölçüde düşük bulmuşlardır.
Son yıllarda annelerde D vitamini durumunu inceleyen araştırmalar 15-20 yılda ülkemizdeki sosyoekonomik değişimlere rağmen annelerde D vitamini yetersizliğinin sıklığında ve şiddetinde bir azalma olmadığını göstermektedir. Son iki yıl içinde İstanbul, Ankara ve Kocaeli’nde yapılan bu çalışmaların özet sonuçları Tablo 1’de sunulmuştur. Tablodan anlaşılacağı gibi ülkemizin kentsel bölgelerinde yaşayan annelerin büyük çoğunluğunda orta veya şiddetli düzeylerde D vitamini yetersizliği sorunu vardır. Her üç araştırmada da sosyoekonomik düzey ve örtülü giyinme tarzı ile annelerdeki D vitamini yetersizliği arasında önemli bir ilişki olduğu bildirilmektedir. Kocaeli bölgesindeki annelerde D vitamin yetersizliğinin daha yüksek oranda ve daha şiddetli düzeyde olmasında araştırmanın kış sonu yapılması kadar bölgesel faktörlere (kentsel ve endüstriyel hava kirliliği, sonbaharla birlikte güneşli gün sayısında belirgin azalma, muhafazakar yaşam tarzı gibi) bağlı görünmektedir. Yakın zamanda Hindistan’da (Yeni Delhi) yapılan bir çalışmada hava kirliliğin yüksek olduğu bölgede yaşayan çocukların 25 (OH) D vitamini düzeyinin düşük hava kirliliği bölgesinde yaşayanlara göre %50 düşük bulunması (sırasıyla 126 ve 28.2 nmol/l) hem Kocaeli hem de diğer kentlerdeki yüksek orandaki D vitamini yetersizliği ile hava kirliliği arasında ilişkiye önem verilmesi gerektiğini göstermektedir
Sonuçlar ve öneriler: Annelerin daha çok güneş ışığına ihtiyacı var!
Annelerdeki D vitamini yetersizliği, hem anneleri hem de bebekleri etkileyen, dolayısıyla çocukluktan erişkinliğe kemik sağlığı üzerinde olumsuz etkileri olan bir halk sağlığı sorunu olarak önemini korumaktadır. Bu sorun güneş ışığından yararlanmayı engelleyen çevresel ve yaşam tarzı faktörlerine bağlı olarak bazı ülkelerde ciddi halk sağlığı sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Son yıllardaki araştırmalar ülkemizde son 20 yılda annelerde D vitamini yetersizliği sorununun yaygınlığı ve şiddetinde bir azalma olmadığını göstermektedir.
Güneş ışığı en önemli D vitamini kaynağı olduğundan yeterli güneş ışığı alınabiliyorsa gebelik ve emzirme döneminde D vitamini eklenmesine gerek yoktur. Bununla birlikte yeterli güneş ışığını tanımlamak zordur ve özellikle kışın bazı bölgelerde güneş ışınlarından yararlanma imkanı çok azalmaktadır. Bu nedenle besinlerin D vitamini ile güçlendirilmediği ve yetersiz güneş ışığı alan bölgelerde yaşayan kadınlara gebeliğin son 3 ayında günde 1000 IU D vitamini verilmesi veya son üç ayın başlangıcında bir kez 100.000 IU D vitamini verilmesi önerilmektedir. Bu öneri özellikle örtülü giyim tarzına sahip anneler ve hava kirliliği olan kentlerde yaşayan kadınlar açısından daha önemlidir. Bunun yanında başta genel pratisyenler olmak üzere kadın doğum ve çocuk sağlığı uzmanlarının gebelere ve yeni doğan döneminden itibaren bebeklere yeterli D vitamini sağlanması konusuna daha fazla önem vermeleri gereklidir.
12.06.2008

Son 20 yılda deri kanserleri her yıl bir önceki yıla oranla yüzde 4 oranında artıyor. Ozon tabakasının incelmesi, güneş altında geçirilen zamanın uzun ve korumasız olması, solaryuma girilmesi, bağışıklık sisteminin zayıflamasına yol açan kronik böbrek yetmezliği, AIDS gibi hastalıkların artması bu yükselmenin önemli etkenlerinden. Kanser konusunda bilinçlenme ve erken tanı yöntemlerinin gelişmesi de tanıda rol oynuyor.
Anadolu Sağlık Merkezi Onkolojik Bilimler Koordinatörü Prof.Dr. Haluk Onat’ın verdiği bilgiye göre, bazı özellikler cilt kanseri riskini artırıyor. Açık cilt, saç ve göz renkli, güneş ya da ultraviyole ışınlarına maruz kalan, kolay güneş yanığı gelişen, çocukluk ya da ergenlik dönemlerinde aşırı güneş yanıkları geçiren, ailesinde deri kanseri öyküsü bulunan, çok sayıda ve değişik şekillerde benleri ve bağışıklık sistemini zayıflatan hastalıkları olan ya da akne için ergenlik döneminde radyoterapiyle tedavi edilenlerde cilt kanseri riski yükseliyor.
Bizim gibi 70 milyon nüfuslu bir ülkede her yıl yaklaşık 2 bin 500 kişinin deri kanseri nedeniyle yaşamını yitirdiği tahmin ediliyor. Bunların yaklaşık yüzde 75’i melanom (en ölümcül cilt kanseri türü) nedeniyle, geri kalan yüzde 25’i de diğer deri kanserleri nedeniyle ölüyorlar.
Cilt kanserlerinin belirtileri türüne göre değişiyor. Bazal ve skuamöz hücreli deri kanserleri değişik şekillerde ortaya çıkabiliyor. Deri üzerinde iyileşmeyen ülser, yara ya da lezyonlar, belirtilerinden. Bu lezyonlar genellikle pembe, kırmızı ya da beyaz renkli yumuşak bir kist ya da sert nodül (yuvarlak şişlik), zaman zaman kanayan bir yara ya da kist veya kırmızı renkli kuru ve egzama görünümlü bir lezyon olarak ortaya çıkabiliyor. Prof. Dr. Onat, “4 hafta içinde kendiliğinden iyileşmeyen bir deri lezyonu ya da ülseriniz varsa mutlaka bir uzmana görünün” diyor.
Melanom türü deri kanseri daha önceden mevcut olan bir benin değişmesi sonucu ortaya çıkabileceği gibi, hastaların yaklaşık yarısında orta yaşlardan sonra sağlam deri üzerinde kendiliğinden de ortaya çıkabiliyor. Melanomun başlıca belirtileri lezyonda asimetri, sınır düzensizliği, karışık renkli görünüm. Büyüklüğü 6 milimetreden fazla olması ya da hızla büyümesi de dikkat çeker. Melanomlar çoğunlukla koyu renkli. Ancak bazı hastalarda renksiz de olabilir.
ÇOCUKLUKTAKİ YANIKLAR ZEMİN HAZIRLIYOR
Cilt kanserinin en önemli nedenlerinden biri de çocukluk çağındaki güneş yanıkları. Ultraviyole ışınları, uzun süre güneşe maruz kalındığında cilt yanıklarına, tekrarlayan cilt yanıkları da cilt kanserlerine neden oluyor. Tam da bu nedenle, cilt kanserinden korunmanın en iyi yolu cilt yanıklarını önlemek.
Melanoma ileri yaşta ortaya çıksa bile bunun nedeni, çocuklukta maruz kalınan güneşin zararlı ışınları. Hayatında bir kere su toplamış güneş yanığı olan bir çocuğun “malign melanoma”ya yakalanma riski yanığı olmayanlara göre iki kat fazla. Her yanıkla bu risk iki kat artıyor. Dolasıyla, cilt kanserinden korunmanın en iyi yolu cilt yanıklarını önlemek.
Güneşten yanan çocuklara ilkyardım
Çocuklarda ağrı ve sıcaklık hissi 48 saat sürer. Nemlendirici kremler günde üç kere uygulanırsa çocuğu rahatlatır. Bu kremlere iki gün devam edilmelidir. Çok kalın, yağlı merhemler kullanılmamalıdır. Bu durum çocuğu daha sıcak tutarak terlemesini engeller.
Çocuğa soğuk banyo yaptırmak veya günde bir kaç kez yanık yerine soğuk su ile ıslatılmış bezler koymak ağrıyı azaltır, duş çok ağrı verici olabilir.
Yanıklar olduğunda çocuğa bol su içirilmeli ki hastalık hissinin önüne geçilsin.
Bir hafta içinde soyulmalar başlar, deriye nemlendirici sürmeye devam.
Deri su toplar ve patlarsa, üzerindeki ölü deriyi temiz, küçük bir makasla temizlemek gerekir. Sonra da antibiyotikli bir krem sürülmeli. Merhemi günde üç kez yıkayıp, tekrar sürün. Derinin su topladığı durumlarda bir sağlık kuruluşuna başvurulup tedaviye başlanmalı.
DİŞ MACUNU, YOĞURT TEDAVİSİ ASLA
Güneş yanıklarında yapılan sık yanlışlıklardan biri yanık üzerine diş macunu, yoğurt veya yoğun merhemler sürmek. Bunların hem faydası yok hem de temizlenmesi zor. Diğer bir hata da güneşten koruyucu losyonlarla, bronzlaştırıcı losyon veya yağları karıştırmak, koruyucu yerine bronzlaştırıcı kullanmaktır.
DERECE DERECE YANIKLAR
Uzun süre güneşe maruz kalındığında ultraviyole ışınları ciltte önce kızarıklık, daha uzun süreli hasarlarda da içi su dolu baloncuklara sebep olur. Kızarıklık, ağrı, şişme güneşten 2-4 saat sonra başlar, 24 saatte en yüksek seviyeye çıkar. Bu birinci derece yanıktır. İçi su dolu kabarcıklar olduğunda yanık artık ikinci derecedir. Üçüncü derece yanıklarda kabuklanmalar olur, güneş üçüncü derece yanığa sebep olmaz.
Süt çocuklarının cildi çok hassas
Süt çocuklarının ciltleri daha ince olduğu için, güneşe karşı daha hassastırlar. Bu nedenle 6 aylıktan küçük çocuklar direkt güneşe çıkarılmamalı. Mümkün olduğunca gölgede tutulmalı. Eğer güneşe çıkacaksa da mutlaka koruyucu losyon, uzun elbiseler ve kenarlıklı şapka kullanılmalı.
Bronzlaşmak isteyen ergenler de mutlak koruyucu losyon sürmeli. Güneşe alıştıra alıştıra çıkmalı. İlk gün güneşte 15-20 dakika kalmalı, daha sonra bu süre günde 5 dakika arttırılmalı.
Çocuklar güneş ışınlarının en yoğun geldiği saatler olan 10.00 ile 16.00 arasında güneşe çıkarılmamalı. Bulutlu havalar yanıltmasın. Çünkü güneş ışınlarının yüzde 70’i bulutları geçer. Ayrıca güneş ışınlarının yüzde 30’u da seyrek dokumalı kıyafetlerden cilde ulaşır.
Kum ve suyun güneş ışınlarını yansıttığı unutulmamalıdır. Gölgede bile cilt yanıkları olabilir. Şapka veya şemsiye çocukları yansıyan ışınlardan koruyamaz.
Çocukların gözlerini de güneşten koruyun. Yıllarca güneşin zararlı ışınlarına maruz kalmak, katarakt riskini artırır.
Sigara içen kadınlar daha erken kırışıyor
Sigara cilde büyük zararlar veriyor. Sivilce oluşumu, yaraların iyileşmesinde gecikme, saç dökülmesi ve cilt kanserleri ilk akla gelenler. Kırışıklık oluşumunu artırır, cildin yaşlı görünmesine yol açar. Memorial Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Ayfer Aydın, “Sigara tiryakilerinde, hiç içmeyenlere göre 5 kat fazla kırışıklık meydana geliyor” diyor.
Sigaradaki nikotin, derideki kan damarlarında daralma yapar. Damarın beslediği dokunun yeterli oksijen almasını engeller. Böylece ciltteki kan dolaşımı ve cilt dokusunda bulunması gereken vitamin düzeyi azalıyor. Böylece cildin elastikiyeti ve kollajeni zarar görüyor. Dr. Aydın, “Özellikle kadınlarda yüz bölgesindeki kırışıklıkların artması ve cildin daha soluk, sarımsı-gri olması sonucunu doğuruyor. Ciltte tahrişler ve kurumalar meydana geldiği gibi yaraların iyileşme süresi de uzuyor” diyor.
11.06.2008