kadın, diyet, kadın sağlığı, güzellik, makyaj

Her Kadının Kendini Bulduğu Site

Kariyerli kadınlar dondurma yumurta ile hamile kalıyor Haz 12, 2008

Kadınların yumurtalarının yaşlanması durduruldu. Genç yaşta yumurtalarını donduran kadınlar, menopozdan sonra bile anne olabiliyor. Dünyada çok yeni olan bu teknik; Kıbrıs’ta uygulanıyor..

Dünyada iki yıl önce geliştirilen yumurta dondurma yöntemi, bu yıl Kıbrıs’ta da uygulandı. Uygulama sonucunda üç gebelik elde edildi. Önümüzdeki eylül ayında, bu yöntemle gebe kalan annelerden ilki doğum yapacak. Bu yöntem 30′lu yaşlarının başında yumurtalarını donduran kadınlara 50′li yaşlarından sonra bile anne olma fırsatını tanıyor. Ortadoğu ve Balkanlar Kıbrıs Tüp Bebek Merkezi Direktörü Dr. Halil İbrahim Tekin, yumurta dondurma tekniğini anlattı:

* Kadınlar neden yumurtalarını dondurmak istiyor?
Yaş ilerlerdikçe gebelik şansı düştüğü gibi, genetik anomalinin ortaya çıkma riski de artıyor. Örneğin 25 yaşında gebelik şansı yüzde 85 normalken, 40 yaşındaki gebeliklerin sadece yüzde 40′ı normal oluyor. Bu yüzden işi gücü olan ve eğitimine devam edip kariyer yapmak isteyen kadınlar, anne olmakta geç kalıyor. Bu tür kadınlar, çocuk yapacak uygun bir koca bulmayı ertelediklerinden, ileriki yaşlarda çocuk yapma yeteneklerini garantiye almak için yumurtalarını dondurmak istiyorlar. Yumurta dondurma tekniğinin bilimsel adı ise; vitrifikasyon.

ZOR BİR İŞLEM
* Sperm dondurulabiliyor. Bu; yumurta için de geçerli mi?
Sperm dondurma tekniği yeni değil; tam 30 yıldır dondurulabiliyor. Sperm dondurmak kolay. Bunu yapmak için özel bir yeteneğe ihtiyaç da yok. Ancak yumurta dondurma işlemi çok daha zor. Yumurtaları dondurabilmek için tıp dünyası çok büyük uğraşlar verdi. Pek çok yöntem denendi bugüne kadar. Önce kadınların yumurta dokusu donduruldu. Bu işlem çok özel durumlarda katkı sağladı. Kanser tedavisi, kadınların menopoza girmesine neden oluyordu. Dondurulan yumurtalık dokusu nakledilerek, kadınların tekrar regl görmesi sağlanıyordu. Ancak sorun çıktı. Kadınların yumurtalık dokusu alınıp dondurulduğunda, menopoza çok daha erken giriyorlardı. Bunu istemediler. İki yıl önce yumurtanın dondurulabileceği tıbben kanıtlandı. 2006 yılında da bunun teknikleri açıklandı.

* Kadınlar dondurulmuş yumurtalarla anne olabilir mi?
Söylediğim gibi; yumurta dondurma tekniği çok yeni. Bu nedenle; ihtiyacı olan kadınlar yumurtalarını yeni yeni dondurmaya başladılar. Dondurulan bu yumurtaların hemen çözülüp, bunlarla gebelik elde edilmesi imkanları henüz kısıtlı. Birkaç tane başarılı gebelik sonucu açıklandı. Bizim klinikte bu yolla tam 3 gebelik elde edildi. İki kadın dondulmuş yumurta ile hamile kaldılar. Birinin kendi yumurtalarıydı, diğer ikisi başkalarına ait dondurulmuş yumurtalarla gebe oldukları haberini aldılar. Bu sonuçları literatür olarak da yayınlayacağız.

KEYFİ UYGULAMAK YASAK
* Türkiye’de sperm dondurmak yasak. Yumurta dondurmak serbest mi?
Kanser tedavisi gibi testislere zarar verecek bir durum olduğunda, Türkiye’de de sperm dondurulabiliyor. Aynı şekilde yumurta da dondurulabiliyor ama keyfi amaçla bir adam gidip donduramıyor. Türkiye’de böyle bir yasak var ama aynı şey Kıbrıs için geçerli değil. Kıbrıs’ta isteyen kadınlar gelecek için yumurtalarını dondurtabiliyorlar. “Ben şu anda anne olmaya hazır değilim” diyorlar ve yumurtalarının saklanmasını talep ediyorlar.

* Kıbrıs’ta yumurta bankası bulunuyor mu?
Yumurtaları dondurarak, onların adına saklıyoruz. Yumurtalarını bağışlayanlar olursa, bağışlanan bu yumurtaları uygun hastalarda kullanmak üzere de dondurabiliyoruz.

* Yumurta kaç yıl saklanabiliyor?
Şu andaki tecrübelerimiz bu konuda konuşmak için yetersiz kalıyor. Ancak embriyo 20 sene, sperm ise 30-35 yıl saklanabiliyor. Yumurtanın tam olarak ne kadar saklanabileceğini bilmiyoruz ama bizim elde ettiğimiz gebelikler, birkaç ay dondurduğumuz yumurtalardan oldu.

ÇOK BAŞVURU OLUYOR
* Dondurulmuş yumurtadan olan bebeklerin sakat kalma ihtimali var mı?
Dünyada şimdiye kadar bu yöntemle birkaç tane bebek doğdu. Bunların da sağlıklı doğduklarına dair birkaç yayın var. Embriyo dondurma için de aynı risk vardı ama korkulacak bir şey olmadığı görüldü.

* Kariyer yaptıkları için yumurtalarını donduran kadınlar oluyor mu?
Evet; gerçekten çok başvuru var. Türkiye’de iş hayatının içinde olan 35 yaşındaki kadınlar gelip, yumurtalarını saklatıyorlar.

Annelerin Daha Fazla Güneş Işığına İhtiyacı Var! Haz 12, 2008

D vitamini hem vücuttaki kalsiyum ve fosfor metabolizması hem de kemiklerin gelişiminde önemli rol oynayan bir hormon ön maddesidir. Vücuttaki D vitaminin temel kaynağı güneş ışınlarının etkisiyle bağlı deride yapılan D vitamini sentezidir ve bu nedenle çocuk ve erişkinlerdeki D vitamini düzeyleri mevsimlere bağlı büyük değişkenlik göstermektedir. D vitamininin temel görevi çocuklarda büyüyen kemik dokusu (erişkinlerde ise yeniden kemik yapımı için) için gerekli kalsiyum ve fosfor düzeyini sağlamaktır. Vitamin D bağırsaklarda kalsiyum ve fosforun emilimini arttırarak bu görevini yapmaktadır.

Erişkinlerde D vitamini yetersizliği sorunu
D vitamini daha çok çocuklarda sık görülen raşitizm sorunu ile gündeme gelmekle birlikte son yıllarda erişkinlerde D vitamini yetersizliği ve bunun kemik sağlığı üzerine etkileriyle ilgili tartışmalar artmıştır. Amerika Birleşik Devletlerinde genel dahiliye yataklarında yatan 290 hastanın %57’sinde D vitamini yetersizliği saptanmış ve hastaların %22’sindeki yetersizliğin şiddetli düzeyde olduğu belirlenmiştir. Benzer şekilde Hollanda’da çoğu kadın 142 erişkinin %79’unda D vitamini düzeyleri düşük bulunmuştur. Değişik ülkelerdeki bu sonuçlar yetersiz D vitamini alımı, iç ortamlarda geçen yaşam süresinin fazlalığı ve güneş ışınlarından yararlanmama, hava kirliliğinin ultraviyole ışınlarının insanlara ulaşmasını engellemesi ve dini inançlara bağlı örtünme gibi çeşitli faktörlerin etkisiyle erişkinlerdeki D vitamini yetersizliğinin yaygın bir sorun olduğunu ortaya koymaktadır.

D vitamini düzeylerindeki düşüklük yalnızca basit bir biyokimyasal bozukluk olmayıp; beraberinde kemik yapım-yıkım hızında artma, osteoporosiz (kemik erimesi=kemik dokusunun azalması) ve hafif osteomalazi (kemik yumuşaması=kemik dokusuna kalsiyum ve fosforun yeterince çökmemesi) ve kalça veya diğer kemiklerdeki kırık ihtimalinde artma gibi fizyolojik, klinik ve patolojik bulgulara yol açmaktadır. Yaşam süresinin uzaması ile birlikte kemik erimesine bağlı kırıkların artması kemik erimesinin önlenmesi konusunda değişik seçenekleri gündeme getirmektedir. Yakın zamanda yayınlanan bir çalışmada günde 500 mg kalsiyum ve 700 IU D vitamini desteğiyle 3 yıllık dönemde, bulgu veren omurga kemikleri dışındaki kemik kırık oranında % 50 azalma olduğunun bildirilmesi, D vitamininin çocukların kemik sağlığı yanında erişkinlerin kemik sağlığındaki rolünü yeniden gündeme getirmiştir.

Annelerde D vitamini yetersizliği ve bebekler üzerine etkileri
Gelişmekte olan ülkelerde veya gelişmiş ülkelerdeki etnik topluluklarda annelerdeki D vitamini yetersizliğinin sık görülen bir sorun olduğu bilinmektedir. Pakistan’da yeni doğum yapmış kadınların %48’inde şiddetli düzeyde D vitamini yetersizliği olduğu saptanmış ve annelerin D vitamini düzeyi ile 3 aydan küçük bebeklerin D vitamini düzeyleri arasında anlamlı ilişki olduğu gösterilmiştir. Benzer bulgular Kuzey Amerika ve Avrupa ülkelerinde de saptanmıştır.

D vitamini yetersizliği anneleri etkilemekle birlikte esas etkisini bebekler üzerinde göstermektedir. Bu etkilerin başlıcaları, büyüme geriliği, kemik dokusu gelişiminde gerilik [kendini doğumsal raşitizm (konjenital rikets), kafa kemiklerinde yumuşama (kraniotabes), geniş bıngıldak (fontanel), kemik mineral yoğunluğunda azalma ve kemikleşme merkezlerinin gelişim hızlarında yavaşlama ile gösterir], dişlerde enamel hipoplazisi ve kalsiyum dengesi bozukluklarıdır.

Annelerin D vitamin düzeyleri süt verme döneminde anne sütü içindeki D vitamini miktarını doğrudan etkilemektedir. Bebeklerin serum D vitamin düzeyleri sekizinci haftadan sonra annenin D vitamin durumundan etkilenmekle birlikte esas olarak güneş ışığına maruz kalma miktarına göre değişmektedir. Bebeklerin D vitamini düzeylerinin korunması için çıplakken (üzerinde yalnızca bez varken) haftada 30 dakika, giyinikken ise haftada 2 saat güneş görmeleri gerekmektedir. Güneş ışığından yeterli ölçüde yararlanamayan bebeklerin annelerinin de D vitamini düzeyleri düşük olduğunda (anne sütü D vitamini düzeyi de buna bağlı düşecektir) raşitizm riski artmaktadır.

Güneş Işığından Yararlanma ve Ülkemizdeki Annelerde D vitamini Yetersizliği Sorunu
Ülkemizde uzun zamandan beri değişik ölçülerde annelerin D vitamini yetersizliği sorunu olduğu üzerinde durulmaktadır. Hasanoğlu ve arkadaşları 1981 Anakara Doğumevi ve Hacettepe Tıp Fakültesi’nde doğum yapan annelerin %20’sinde D vitamini yetersizliği saptanırken, Aydın ve arkadaşları tarafından 1988’de İstanbul’da yapılan bir araştırmada kış sonu ve yaz sonu incelenen toplam 100 doğum yapan kadın arasında kış sonu doğum yapan kadınların ortalama 25(OH) D vitamini düzeyini belirgin ölçüde düşük bulmuşlardır.
Son yıllarda annelerde D vitamini durumunu inceleyen araştırmalar 15-20 yılda ülkemizdeki sosyoekonomik değişimlere rağmen annelerde D vitamini yetersizliğinin sıklığında ve şiddetinde bir azalma olmadığını göstermektedir. Son iki yıl içinde İstanbul, Ankara ve Kocaeli’nde yapılan bu çalışmaların özet sonuçları Tablo 1’de sunulmuştur. Tablodan anlaşılacağı gibi ülkemizin kentsel bölgelerinde yaşayan annelerin büyük çoğunluğunda orta veya şiddetli düzeylerde D vitamini yetersizliği sorunu vardır. Her üç araştırmada da sosyoekonomik düzey ve örtülü giyinme tarzı ile annelerdeki D vitamini yetersizliği arasında önemli bir ilişki olduğu bildirilmektedir. Kocaeli bölgesindeki annelerde D vitamin yetersizliğinin daha yüksek oranda ve daha şiddetli düzeyde olmasında araştırmanın kış sonu yapılması kadar bölgesel faktörlere (kentsel ve endüstriyel hava kirliliği, sonbaharla birlikte güneşli gün sayısında belirgin azalma, muhafazakar yaşam tarzı gibi) bağlı görünmektedir. Yakın zamanda Hindistan’da (Yeni Delhi) yapılan bir çalışmada hava kirliliğin yüksek olduğu bölgede yaşayan çocukların 25 (OH) D vitamini düzeyinin düşük hava kirliliği bölgesinde yaşayanlara göre %50 düşük bulunması (sırasıyla 126 ve 28.2 nmol/l) hem Kocaeli hem de diğer kentlerdeki yüksek orandaki D vitamini yetersizliği ile hava kirliliği arasında ilişkiye önem verilmesi gerektiğini göstermektedir

Sonuçlar ve öneriler: Annelerin daha çok güneş ışığına ihtiyacı var!
Annelerdeki D vitamini yetersizliği, hem anneleri hem de bebekleri etkileyen, dolayısıyla çocukluktan erişkinliğe kemik sağlığı üzerinde olumsuz etkileri olan bir halk sağlığı sorunu olarak önemini korumaktadır. Bu sorun güneş ışığından yararlanmayı engelleyen çevresel ve yaşam tarzı faktörlerine bağlı olarak bazı ülkelerde ciddi halk sağlığı sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Son yıllardaki araştırmalar ülkemizde son 20 yılda annelerde D vitamini yetersizliği sorununun yaygınlığı ve şiddetinde bir azalma olmadığını göstermektedir.

Güneş ışığı en önemli D vitamini kaynağı olduğundan yeterli güneş ışığı alınabiliyorsa gebelik ve emzirme döneminde D vitamini eklenmesine gerek yoktur. Bununla birlikte yeterli güneş ışığını tanımlamak zordur ve özellikle kışın bazı bölgelerde güneş ışınlarından yararlanma imkanı çok azalmaktadır. Bu nedenle besinlerin D vitamini ile güçlendirilmediği ve yetersiz güneş ışığı alan bölgelerde yaşayan kadınlara gebeliğin son 3 ayında günde 1000 IU D vitamini verilmesi veya son üç ayın başlangıcında bir kez 100.000 IU D vitamini verilmesi önerilmektedir. Bu öneri özellikle örtülü giyim tarzına sahip anneler ve hava kirliliği olan kentlerde yaşayan kadınlar açısından daha önemlidir. Bunun yanında başta genel pratisyenler olmak üzere kadın doğum ve çocuk sağlığı uzmanlarının gebelere ve yeni doğan döneminden itibaren bebeklere yeterli D vitamini sağlanması konusuna daha fazla önem vermeleri gereklidir.

Daha Güzel Görünmek İçin Bazı Öneriler Haz 11, 2008

Saçlarınızı düzenleyin
Eliniz için kullandığınız, nemlendiricilerden biraz saçınıza sürerseniz uçuşan ve elektiriklenen saçlarınızı yatıştırmış olursunuz. Nemlendiriciyi banyo sırasında sürerseniz saçlarınızı kuruladıktan sonra daha parlak ve canlı olduğunu görürsünüz.
Güne zinde başlamak
Sabahları yorgun kalıyorsanız vücudunuzu toksinlerden arındırmak için bir bardak limonlu ılık su içebilir, cildinize de maden suyu ile masaj yaparsanız canlandırmış olursunuz.
Diş sağlığı
Diş etlerinizi kuvvetlendirmeniz için küçük taneli tuzları diş fırçanızın üzerine koyun. Daha sonra da diş etlerinize kadar dişlerinizi fırçalayın.
Susuz ciltler için
Vücudunuzda su eksikliği varsa badem özlü bakım kremleri kullanmalı ve yeşil çay içmelisiniz.

Buzlu dudak kremi
Eğer dudak kalemi kullanıyorsanız size önemli bir tavsiye. Kalemi kullanmadan önce buzlu bir kabın içinde bekletirseniz daha iyi sonuç alırsınız.
Ellere süt banyosu
Manikür yapılırken su yerine artık süt kullanılıyor. Ellerinizi en az beş dakika ılık sütün içinde dinlendiriseniz elleriniz ve özellikle tırnaklarınızın güçleneceklerini göreceksiniz.
Farların kullanımı
Eğer farlarınız göz kapaklarınızın üzerinde birikiyorsa kesinlikle yağ bazlı farlar kullanmayın. Yoğun renk pigmentleri içeren pudra farlardan kullanmalısınız. Hafif sedefli farlarda bu konuda çok kullanışlı. Çünkü içeriğindeki sedefli maddeler göz kapağının üzerine yapıştığı için birikme yapmaz.
Mat dudaklar için
Mat rujları seviyorsanız dudak kalemi kullanmalısınız. Böylece dudaklarınız parlamayacak ve çerçeveyi çok fazla taşırmadığınız sürece dudaklarınıza ayrı bir dolgunluk kazandıracaktır. Sadece dudak kalemi ile de dudaklarınıza renk verebilirsiniz. Ama burada dikkat etmeniz gereken bir nokta var; kalemi dudağınıza dik hareketlerle sürdükten sonra parmağınızla iyice dağıtmalısınız.
Göz makyajı temizliği
Göz makyajınızı temizlerken göz kapağı ve çeversini ovuşturmamalısınız. Bunun için kullandığınız ürünü göz kapağınıza sürdükten sonra bir parça pamukla göz pınarından dışarıya doğru hafif dairesel hareketlerle silin.
Cildiniz parlıyorsa
Cildinizi kurutmadan matlaştırmanız gerekir. Fondöteninizi sürmeden önce matlaştırıcı kremler kullanmalısınız. Ve günlük kremler kullanırken bunların jel olmalarına özen gösterin.
Rejim yaparken göğüsleriniz sarkarsa
Kadınların sıkı bir rejime girdiklerinde kilo vermekten göğüslerinin sarktığı görülür. Bu durumda proteini zengin rejimler yapmalısınız. Böylece elastin ve kolajen lifleri esnekliğini kaybetmemiş olur.

Yavaş metabolizma kilo aldırır Haz 9, 2008

Yavaş metabolizmalı kişiler daha kolay kilo alır. Metabolizmayı hızlandırmak için düzenli olarak egzersiz yapmak ve kas dokusunu artırmak şart…

Yavaş metabolizmalı kişiler daha kolay kilo alır. Metabolizmayı hızlandırmak için düzenli olarak egzersiz yapmak ve kas dokusunu artırmak şart.

Metabolizma, vücudun temel fonksiyonlarını devam ettirebilmek için bir günde ihtiyacı olan minimum enerji miktarıdır. Dinlenme anında vücudun kalori harcama hızına bakılarak ölçülür ve kişiden kişiye değişiklik gösterir. Yemek yeme, uyuma, temizlenme ve benzeri faaliyetler sırasında vücudumuz devamlı kalori yakar.
Metabolizma vücut bileşimleri tarafından etkilenmektedir. Bu bileşimler, vücuttaki kas ve yağ dokularının birbirine oranıdır. Kaslar, vücutta yağlardan daha fazla kalori kullanır.

Kaslı bir vücuda sahip kişilerin, daha az vücut yağına sahip oldukları için, daha hızlı metabolizmaları vardır. örneğin aynı boy ve kiloda olan iki kişiyi ele alalım. Bunlardan düzenli olarak aerobik yapan, vücut geliştirme sporuyla ilgilenen, fitness ve benzeri aletli programları uygulayan kişinin vücut yağ oranı daha düşüktür. Diğeri ise hiçbir sportif aktivite yapmadığı için, vücut yağ oranı diğer kişiye oranla daha düşüktür, dolayısıyla metabolizma hızı da yavaştır.

Başka bir deyişle, birinci kişinin vücut fonksiyonlarını devam ettirebilmesi için, ikinci kişiden daha fazla kalori harcaması gerekmektedir.

Metabolizma hızının kilo alıp vermede önemli etkisi var. Bazal metabolizma hızınız ne kadar düşükse, kilolu olma ihtimaliniz de o kadar yüksektir. Eğer hızlıysa şanslısınızdır, vücudunuz enerji sağlamak için daha hızlı kalori yakıyor demektir. Eğer yavaşsa çok fazla kalori almamalısınız, ihtiyacınızdan fazlası yağ olarak depolanacaktır.

Kiloluysanız ilk işiniz metabolizmanızı hızlandırmak olmalı. Bunu yapmak için de kas dokusunu artırmanız gerekli. Kas dokunuz ne kadar fazlaysa metabolizmanız da o kadar hızlanır, ince kalma şansınız artar.

40 yaşından sonra kas dokusu azalmaya başlar. Bu nedenle düzenli egzersizle metabolizmayı hızlandırmak ve vücut fonksiyonlarının daha mükemmel olmasını sağlamak sağlıklı yaşam için bir koşuldur.

Yavaş bir metabolizmaya sahip olduğunuzda üşüme, kuru bir cilt, yavaş nabız, düşük tansiyon ve peklik gibi birçok rahatsızlığı da kabullenmiş olmaktasınız.

Metabolizma hızınızın artması için protein ağırlıklı bir diyet etkili olacaktır. özellikle süt ürünlerinde bulunan konjuge linoleik asit vücutta kas dokusunu artırdığı için metabolizmayı da yüzde 10 oranında hızlandırıcı özelliğe sahiptir.

Acı soslu bir yemek yedikten sonra yaklaşık iki-üç saat içinde de metabolizma hızının yüzde 50 oranında artması mümkündür. Bu etki acının kalp basıncını artırmasından kaynaklanır. Kafein içeren içecekler de adrenalin seviyesini ve beraberinde kalp basıncını artırarak metabolizmayı hızlandırır. Yeşil çay ise kalp basıncını artırmadan metabolizmayı hızlandırır.

Eğer iyot eksikliğine bağlı tiroitle ilgili bir probleminiz varsa tiroksin hormonu senteziniz de düşük olacaktır. Bu da metabolizmanızın düşmesine neden olur; bu durumda iyot seviyenizi artıracak deniz mahsulleri ve süt diyetinizde yer almalıdır.

Myomektomi Haz 8, 2008

Myomektomi rahimdeki selim huylu urların alınmasıdır.Urların alınması sırasında rahim,tüpler overler mümkün olduğunca anatomik durumları korunmaya çalışılmalıdır. Özellikle bebeği olmayan kadınlarda tüpler ile urların bulunduğu yer arasındaki ilişki iyi gözlenmeli ve yumurta hücresinin geçişi iyi korunmalıdır.

Myomlar rahim duvarında oluşan kütlelerdir.Adet kanamasının şiddetli olmasına yol açabilirler.ve nadiren özellikle gebelikte ağrıya sebep olabilirler.Özel bir nedene bağlı olarak oluşmazlar kanserleşme olasılıkları oldukça düşüktür. Ameliyat genel anestezi altında yapılır.Genellikle 1-2 saat kadar sürer ama bu süre myomların sayı ve büyüklüğüne bağlıdır.

Ameliyat sırasında mesaneye -idrar torbasına- sevamlı bir sonda takılarak idrar çıkışı gözlenir.Ameliyat sonunda eğer küçük kanamalarda şüphe duyulursa karın boşluğuna bir dren konularak kanamalar boşaltılır.Bu drenler 24-48 saat sonra çıkartılır.

Eğer nadiren kanama durdurulamazsa rahim alınmak zorunda kalınır. Ameliyat öncesi mutlak ve mutlak sitolojik inceleme yapılmalıdır. Çıkan kütle de patolojik incelemeye tabi tutulmalıdır. Operasyon sonrası hastahanede kalma süresi 3-7 gün kadardır.

Kadın organlarının Kanser Hastalıkları Haz 7, 2008

Kadınlık organlarının herbirine ait, değişik dokulardan kaynaklanan pek çok kanser tanımlanmıştır. Kadın genital kanserlerinin bir kısmı, erken bulgu vermeleri ve tarama yöntemleri sayesinde erken tanı ve tedavisi mümkün olan hastalıklardır. Vücudun dış kısmından içeriye doğru kadınlık organları ve bunlara ait en çok rastlanılan kanserler aşağıdaki gibi sıralanabilirler;

  1. Vulva (vajina veya hazne girişi)
  2. Vajina (hazne)
  3. Serviks (rahim ağzı)
  4. Uterus (rahim)
  5. Endometrium (rahim içi)
  6. Tuba uterina (tüpler)
  7. Over (yumurtalık)

Bu organların herbirinden kaynaklanan onlarca kanser sayılabilir.Tüm bu kanserlerin bazı ortak özellikleri vardır. Bunlar ;

  • Yaşlandıkça daha sık görülürler
  • Bazılarının doğum ve emzirme ile ilişkileri vardır
  • Anormal kanama, iyileşmeyen yara veya ülserler ve inatçı kaşıntılar ilk bulgular olabilir
  • Hormonlar bazı kadın kanserlerin oluşumunda önemli rol oynarlar
  • Bazı tarama yöntemleri (pap-test, smear) ile (özellikle rahim ağzı kanserinde) erken tanı konulabilir

Konizasyon ve Rahim Ağzı Kriyokoterizasyonu Haz 7, 2008

Konizasyon ve kriyokoterizasyon rahim ağzı anormal hücrelerini tedavi etmekte kullanılan birer yöntemdir.
Konizasyon lokal anestezi ile ayaktan yapılabileceği gibi genel anestezi altında hastahane koşullarında yatarakta yapılabilir.Genelda bazen kanlı seyredebilen bir operasyon olması nedeniyle hastahane koşulları tercih edilmeli yada iyi donanımlı ayaktan tedavi merkezinde de yapılabilir.Kriyokoterizasyon ayaktan yapılan ağrısız bir operasyon şeklidir.

Her iki işlemde de vagina duvarları spekulum denilen alet ile birbirinden ayrılarak rahim ağzı kolposkopi ile incelenir.Kolposkopi rahim ağzını büyüterek inceleme yapmaya yarayan ve çeşitli solusyonları rahim ağzına sürerek süpheli lezyon alanlarının tespiti sağlayan bir inceleme mikroskopudur.

Rahim ağzına sürülen iyotlu bir çözelti süpheli alanı ortaya koyar ve sıcak bir tel halka ile anormal hücrelerin olduğu alan koni şeklinde çıkartılır ve inceleme için patoloji labratuarına gönderilir.Bu parçaların gönderilmesinin nedeni süpheli lezyonun tamamen cerrahi sınırlar içinde çıkartılıp çıkartılmadığını ve yeniden incelemeyi gerçekleştirmek içindir.

Kriyokoterizasyonda ise karbondioksit ile dondurulan alet ucu rahim ağzına bir kaç dakika değdirilerek anormal hücreler tahrip edilir.

Her iki işlemden sonra hafif kanamalar olabilir.Konizasyondan sonra koyu kahverenkli ,cryo sonrası açık renkli berrak vaginal akıntı 6 hafta sürebilir.Başka şekillerdeki akıntılarda ve koku eklenmesinde hekiminizle görüşmelisiniz.

Rahim ağzının iyileşmesi için 20 gün ile cinsel ilişki yapılmamalı ve pansuman şeklinde atuşmanların yapılması doğru değildir. Her iki işlemden sonra rapora gerek olmayıp normal aktiviteye ertesi günü dönebilirsiniz.