Yatmadan önce mutlaka retinol veya glikolik Asit içeren bir kremi maske şeklinde yüzünüze iyice sürün. Sabah kalktığınızda ölü derilerinden arınan cildiniz, ışıl ışıl görünecektir.
Eğer cildiniz duyarlıysa, yüzünüzü her zaman salisilik asit içeren bir temizleyiciyle iyice yıkayıp, hyaluranik asit içeren bir kremle nemlendirin.

Saçınıza ve cildinize nem vermesi için yatak odanıza mutlaka Havayı nemli tutan bir buhar Aleti koyun.
Devamını okuyun…»
09.10.2008
Genelde bayanlar birbirini kıskanırlar.Bunun için illa aynı meslekte yada aynı yolda olmak önemli degildir.İsterseniz bunu teyit etmek için bir bankada yada herhangi bir yerde birden çok kadın varsa birbirlerine karşı bakışlarından yada hareketlerinden anlayabilirsiniz.

Bütün kadınların mutlaka koÅŸulacak ÅŸartları vardır. seninle evlenirim ama… , dediÄŸini yaparım ama… Nedense bütün aÅŸk ÅŸiirleri, en duygulu ÅŸarkı sözleri hep erkekler tarafından yazılmıştır, çok duygulu oldukları söylenen kadınların bu sırada ne yaptıkları merak konusudur. Bence kadınlar o sırada diÄŸer kadınları incelemekle meÅŸguldürler. ne giymiÅŸ, ne takmış, benden güzel mi? Vs
Devamını okuyun…»
06.10.2008

Kadınların yumurtalarının yaÅŸlanması durduruldu. Genç yaÅŸta yumurtalarını donduran kadınlar, menopozdan sonra bile anne olabiliyor. Dünyada çok yeni olan bu teknik; Kıbrıs’ta uygulanıyor..
Dünyada iki yıl önce geliÅŸtirilen yumurta dondurma yöntemi, bu yıl Kıbrıs’ta da uygulandı. Uygulama sonucunda üç gebelik elde edildi. Önümüzdeki eylül ayında, bu yöntemle gebe kalan annelerden ilki doÄŸum yapacak. Bu yöntem 30′lu yaÅŸlarının başında yumurtalarını donduran kadınlara 50′li yaÅŸlarından sonra bile anne olma fırsatını tanıyor. OrtadoÄŸu ve Balkanlar Kıbrıs Tüp Bebek Merkezi Direktörü Dr. Halil İbrahim Tekin, yumurta dondurma tekniÄŸini anlattı:
* Kadınlar neden yumurtalarını dondurmak istiyor?
YaÅŸ ilerlerdikçe gebelik ÅŸansı düştüğü gibi, genetik anomalinin ortaya çıkma riski de artıyor. ÖrneÄŸin 25 yaşında gebelik ÅŸansı yüzde 85 normalken, 40 yaşındaki gebeliklerin sadece yüzde 40′ı normal oluyor. Bu yüzden iÅŸi gücü olan ve eÄŸitimine devam edip kariyer yapmak isteyen kadınlar, anne olmakta geç kalıyor. Bu tür kadınlar, çocuk yapacak uygun bir koca bulmayı ertelediklerinden, ileriki yaÅŸlarda çocuk yapma yeteneklerini garantiye almak için yumurtalarını dondurmak istiyorlar. Yumurta dondurma tekniÄŸinin bilimsel adı ise; vitrifikasyon.
ZOR BİR İŞLEM
* Sperm dondurulabiliyor. Bu; yumurta için de geçerli mi?
Sperm dondurma tekniği yeni değil; tam 30 yıldır dondurulabiliyor. Sperm dondurmak kolay. Bunu yapmak için özel bir yeteneğe ihtiyaç da yok. Ancak yumurta dondurma işlemi çok daha zor. Yumurtaları dondurabilmek için tıp dünyası çok büyük uğraşlar verdi. Pek çok yöntem denendi bugüne kadar. Önce kadınların yumurta dokusu donduruldu. Bu işlem çok özel durumlarda katkı sağladı. Kanser tedavisi, kadınların menopoza girmesine neden oluyordu. Dondurulan yumurtalık dokusu nakledilerek, kadınların tekrar regl görmesi sağlanıyordu. Ancak sorun çıktı. Kadınların yumurtalık dokusu alınıp dondurulduğunda, menopoza çok daha erken giriyorlardı. Bunu istemediler. İki yıl önce yumurtanın dondurulabileceği tıbben kanıtlandı. 2006 yılında da bunun teknikleri açıklandı.
* Kadınlar dondurulmuş yumurtalarla anne olabilir mi?
Söylediğim gibi; yumurta dondurma tekniği çok yeni. Bu nedenle; ihtiyacı olan kadınlar yumurtalarını yeni yeni dondurmaya başladılar. Dondurulan bu yumurtaların hemen çözülüp, bunlarla gebelik elde edilmesi imkanları henüz kısıtlı. Birkaç tane başarılı gebelik sonucu açıklandı. Bizim klinikte bu yolla tam 3 gebelik elde edildi. İki kadın dondulmuş yumurta ile hamile kaldılar. Birinin kendi yumurtalarıydı, diğer ikisi başkalarına ait dondurulmuş yumurtalarla gebe oldukları haberini aldılar. Bu sonuçları literatür olarak da yayınlayacağız.
KEYFİ UYGULAMAK YASAK
* Türkiye’de sperm dondurmak yasak. Yumurta dondurmak serbest mi?
Kanser tedavisi gibi testislere zarar verecek bir durum olduÄŸunda, Türkiye’de de sperm dondurulabiliyor. Aynı ÅŸekilde yumurta da dondurulabiliyor ama keyfi amaçla bir adam gidip donduramıyor. Türkiye’de böyle bir yasak var ama aynı ÅŸey Kıbrıs için geçerli deÄŸil. Kıbrıs’ta isteyen kadınlar gelecek için yumurtalarını dondurtabiliyorlar. “Ben ÅŸu anda anne olmaya hazır deÄŸilim” diyorlar ve yumurtalarının saklanmasını talep ediyorlar.
* Kıbrıs’ta yumurta bankası bulunuyor mu?
Yumurtaları dondurarak, onların adına saklıyoruz. Yumurtalarını bağışlayanlar olursa, bağışlanan bu yumurtaları uygun hastalarda kullanmak üzere de dondurabiliyoruz.
* Yumurta kaç yıl saklanabiliyor?
Şu andaki tecrübelerimiz bu konuda konuşmak için yetersiz kalıyor. Ancak embriyo 20 sene, sperm ise 30-35 yıl saklanabiliyor. Yumurtanın tam olarak ne kadar saklanabileceğini bilmiyoruz ama bizim elde ettiğimiz gebelikler, birkaç ay dondurduğumuz yumurtalardan oldu.
ÇOK BAŞVURU OLUYOR
* Dondurulmuş yumurtadan olan bebeklerin sakat kalma ihtimali var mı?
Dünyada şimdiye kadar bu yöntemle birkaç tane bebek doğdu. Bunların da sağlıklı doğduklarına dair birkaç yayın var. Embriyo dondurma için de aynı risk vardı ama korkulacak bir şey olmadığı görüldü.
* Kariyer yaptıkları için yumurtalarını donduran kadınlar oluyor mu?
Evet; gerçekten çok baÅŸvuru var. Türkiye’de iÅŸ hayatının içinde olan 35 yaşındaki kadınlar gelip, yumurtalarını saklatıyorlar.
12.06.2008
D vitamini hem vücuttaki kalsiyum ve fosfor metabolizması hem de kemiklerin gelişiminde önemli rol oynayan bir hormon ön maddesidir. Vücuttaki D vitaminin temel kaynağı güneş ışınlarının etkisiyle bağlı deride yapılan D vitamini sentezidir ve bu nedenle çocuk ve erişkinlerdeki D vitamini düzeyleri mevsimlere bağlı büyük değişkenlik göstermektedir. D vitamininin temel görevi çocuklarda büyüyen kemik dokusu (erişkinlerde ise yeniden kemik yapımı için) için gerekli kalsiyum ve fosfor düzeyini sağlamaktır. Vitamin D bağırsaklarda kalsiyum ve fosforun emilimini arttırarak bu görevini yapmaktadır.
EriÅŸkinlerde D vitamini yetersizliÄŸi sorunu
D vitamini daha çok çocuklarda sık görülen raşitizm sorunu ile gündeme gelmekle birlikte son yıllarda erişkinlerde D vitamini yetersizliği ve bunun kemik sağlığı üzerine etkileriyle ilgili tartışmalar artmıştır. Amerika Birleşik Devletlerinde genel dahiliye yataklarında yatan 290 hastanın %57’sinde D vitamini yetersizliği saptanmış ve hastaların %22’sindeki yetersizliğin şiddetli düzeyde olduğu belirlenmiştir. Benzer şekilde Hollanda’da çoğu kadın 142 erişkinin %79’unda D vitamini düzeyleri düşük bulunmuştur. Değişik ülkelerdeki bu sonuçlar yetersiz D vitamini alımı, iç ortamlarda geçen yaşam süresinin fazlalığı ve güneş ışınlarından yararlanmama, hava kirliliğinin ultraviyole ışınlarının insanlara ulaşmasını engellemesi ve dini inançlara bağlı örtünme gibi çeşitli faktörlerin etkisiyle erişkinlerdeki D vitamini yetersizliğinin yaygın bir sorun olduğunu ortaya koymaktadır.
D vitamini düzeylerindeki düşüklük yalnızca basit bir biyokimyasal bozukluk olmayıp; beraberinde kemik yapım-yıkım hızında artma, osteoporosiz (kemik erimesi=kemik dokusunun azalması) ve hafif osteomalazi (kemik yumuşaması=kemik dokusuna kalsiyum ve fosforun yeterince çökmemesi) ve kalça veya diğer kemiklerdeki kırık ihtimalinde artma gibi fizyolojik, klinik ve patolojik bulgulara yol açmaktadır. Yaşam süresinin uzaması ile birlikte kemik erimesine bağlı kırıkların artması kemik erimesinin önlenmesi konusunda değişik seçenekleri gündeme getirmektedir. Yakın zamanda yayınlanan bir çalışmada günde 500 mg kalsiyum ve 700 IU D vitamini desteğiyle 3 yıllık dönemde, bulgu veren omurga kemikleri dışındaki kemik kırık oranında % 50 azalma olduğunun bildirilmesi, D vitamininin çocukların kemik sağlığı yanında erişkinlerin kemik sağlığındaki rolünü yeniden gündeme getirmiştir.
Annelerde D vitamini yetersizliği ve bebekler üzerine etkileri
Gelişmekte olan ülkelerde veya gelişmiş ülkelerdeki etnik topluluklarda annelerdeki D vitamini yetersizliğinin sık görülen bir sorun olduğu bilinmektedir. Pakistan’da yeni doğum yapmış kadınların %48’inde şiddetli düzeyde D vitamini yetersizliği olduğu saptanmış ve annelerin D vitamini düzeyi ile 3 aydan küçük bebeklerin D vitamini düzeyleri arasında anlamlı ilişki olduğu gösterilmiştir. Benzer bulgular Kuzey Amerika ve Avrupa ülkelerinde de saptanmıştır.
D vitamini yetersizliği anneleri etkilemekle birlikte esas etkisini bebekler üzerinde göstermektedir. Bu etkilerin başlıcaları, büyüme geriliği, kemik dokusu gelişiminde gerilik [kendini doğumsal raşitizm (konjenital rikets), kafa kemiklerinde yumuşama (kraniotabes), geniş bıngıldak (fontanel), kemik mineral yoğunluğunda azalma ve kemikleşme merkezlerinin gelişim hızlarında yavaşlama ile gösterir], dişlerde enamel hipoplazisi ve kalsiyum dengesi bozukluklarıdır.
Annelerin D vitamin düzeyleri süt verme döneminde anne sütü içindeki D vitamini miktarını doğrudan etkilemektedir. Bebeklerin serum D vitamin düzeyleri sekizinci haftadan sonra annenin D vitamin durumundan etkilenmekle birlikte esas olarak güneş ışığına maruz kalma miktarına göre değişmektedir. Bebeklerin D vitamini düzeylerinin korunması için çıplakken (üzerinde yalnızca bez varken) haftada 30 dakika, giyinikken ise haftada 2 saat güneş görmeleri gerekmektedir. Güneş ışığından yeterli ölçüde yararlanamayan bebeklerin annelerinin de D vitamini düzeyleri düşük olduğunda (anne sütü D vitamini düzeyi de buna bağlı düşecektir) raşitizm riski artmaktadır.
Güneş Işığından Yararlanma ve Ülkemizdeki Annelerde D vitamini Yetersizliği Sorunu
Ülkemizde uzun zamandan beri değişik ölçülerde annelerin D vitamini yetersizliği sorunu olduğu üzerinde durulmaktadır. Hasanoğlu ve arkadaşları 1981 Anakara Doğumevi ve Hacettepe Tıp Fakültesi’nde doğum yapan annelerin %20’sinde D vitamini yetersizliği saptanırken, Aydın ve arkadaşları tarafından 1988’de İstanbul’da yapılan bir araştırmada kış sonu ve yaz sonu incelenen toplam 100 doğum yapan kadın arasında kış sonu doğum yapan kadınların ortalama 25(OH) D vitamini düzeyini belirgin ölçüde düşük bulmuşlardır.
Son yıllarda annelerde D vitamini durumunu inceleyen araştırmalar 15-20 yılda ülkemizdeki sosyoekonomik değişimlere rağmen annelerde D vitamini yetersizliğinin sıklığında ve şiddetinde bir azalma olmadığını göstermektedir. Son iki yıl içinde İstanbul, Ankara ve Kocaeli’nde yapılan bu çalışmaların özet sonuçları Tablo 1’de sunulmuştur. Tablodan anlaşılacağı gibi ülkemizin kentsel bölgelerinde yaşayan annelerin büyük çoğunluğunda orta veya şiddetli düzeylerde D vitamini yetersizliği sorunu vardır. Her üç araştırmada da sosyoekonomik düzey ve örtülü giyinme tarzı ile annelerdeki D vitamini yetersizliği arasında önemli bir ilişki olduğu bildirilmektedir. Kocaeli bölgesindeki annelerde D vitamin yetersizliğinin daha yüksek oranda ve daha şiddetli düzeyde olmasında araştırmanın kış sonu yapılması kadar bölgesel faktörlere (kentsel ve endüstriyel hava kirliliği, sonbaharla birlikte güneşli gün sayısında belirgin azalma, muhafazakar yaşam tarzı gibi) bağlı görünmektedir. Yakın zamanda Hindistan’da (Yeni Delhi) yapılan bir çalışmada hava kirliliğin yüksek olduğu bölgede yaşayan çocukların 25 (OH) D vitamini düzeyinin düşük hava kirliliği bölgesinde yaşayanlara göre %50 düşük bulunması (sırasıyla 126 ve 28.2 nmol/l) hem Kocaeli hem de diğer kentlerdeki yüksek orandaki D vitamini yetersizliği ile hava kirliliği arasında ilişkiye önem verilmesi gerektiğini göstermektedir
Sonuçlar ve öneriler: Annelerin daha çok güneş ışığına ihtiyacı var!
Annelerdeki D vitamini yetersizliği, hem anneleri hem de bebekleri etkileyen, dolayısıyla çocukluktan erişkinliğe kemik sağlığı üzerinde olumsuz etkileri olan bir halk sağlığı sorunu olarak önemini korumaktadır. Bu sorun güneş ışığından yararlanmayı engelleyen çevresel ve yaşam tarzı faktörlerine bağlı olarak bazı ülkelerde ciddi halk sağlığı sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Son yıllardaki araştırmalar ülkemizde son 20 yılda annelerde D vitamini yetersizliği sorununun yaygınlığı ve şiddetinde bir azalma olmadığını göstermektedir.
Güneş ışığı en önemli D vitamini kaynağı olduğundan yeterli güneş ışığı alınabiliyorsa gebelik ve emzirme döneminde D vitamini eklenmesine gerek yoktur. Bununla birlikte yeterli güneş ışığını tanımlamak zordur ve özellikle kışın bazı bölgelerde güneş ışınlarından yararlanma imkanı çok azalmaktadır. Bu nedenle besinlerin D vitamini ile güçlendirilmediği ve yetersiz güneş ışığı alan bölgelerde yaşayan kadınlara gebeliğin son 3 ayında günde 1000 IU D vitamini verilmesi veya son üç ayın başlangıcında bir kez 100.000 IU D vitamini verilmesi önerilmektedir. Bu öneri özellikle örtülü giyim tarzına sahip anneler ve hava kirliliği olan kentlerde yaşayan kadınlar açısından daha önemlidir. Bunun yanında başta genel pratisyenler olmak üzere kadın doğum ve çocuk sağlığı uzmanlarının gebelere ve yeni doğan döneminden itibaren bebeklere yeterli D vitamini sağlanması konusuna daha fazla önem vermeleri gereklidir.
12.06.2008
Önceki Yazılar