Vücudumuzun en büyük organı olan cildimizdeki hücreler devamlı kendilerini yeniler.
Her 28 günde bir yeni bir epidermal katman oluşur Hücre yenileme işleminin gerçekleşebilmesi için cildimiz, vücudumuzdaki her diğer organ gibi bazı besinlere ihtiyaç duyar. Deri hücreleri büyük çoğunlukla kolajen proteininden oluşur. Ayrı muhteviyatında lipid ve elastin de bulunur. Vücudun temel yapı taşlarını korumak için ihtiyaç duyduğu antioksidanları, beslenme programınız içinde fazlasıyla bulundurmalısınız. Bunlardan en önemlisi C vitaminidir. Aynı zamanda vitamin ve mineral dengesini düzenli bir şekilde tutmalısınız. Aksi taktirde cildinize büyük zararlar vermiş olursunuz ve işin içinden çıkılmaz bir hal olur hanımlar. ! demedi demeyin .
27.06.2008
Adet düzensizlikleri
Her kadının yaşamı boyunca zaman zaman adet kanamalarında düzensizlikler olabilir. Adet düzensizliği diyebilmek için bu durumun yineleyici nitelikte olması gerekir.
Adetler 9 yaşından önce başlamışsa,
16 yaşına kadar meme gelişimi, tüylenme, vücut şeklinin değişmesi gibi, ikincil seks karakterleri denilen değişiklikler başlamamış ve henüz adet görülmemiş ise,
18 yaşına gelindiğinde ikincil seks karakterleri adı verilen değişiklikler başlamış, ancak henüz adet görme gerçekleşmemiş ise,
Adet kanamaları 21 günden daha sık, 35 günden daha uzun aralıklarla oluyorsa,
Adet kanamaları 7 günden uzun 1 günden kısa sürüyorsa
İki adet arasında kanamalar, lekelenmeler oluyorsa
Adet kanamaları aşırı miktarda oluyorsa
Bir yerde yanlışlık var demektir. Uzman hekimlerce, hepsi çok kolay tanınır ve tedavi edilebilir. Böylece bu bozuklukların kadınlarda ayapabileceği genel vücut sağlığını bozucu kansızlık gibi sorunların engellenmesinin yanında kadınların üreme sağlığında da oluşabilecek kalıcı bozuklukların önüne geçilmiş olunur.
Akıntılar
Her kadınlarda hastalık olmayan normal bir akıntı olabilir. Bu nedenle kokusuz, kirli beyaz ve kilot yıkanırken kaynatıldığında leke bırakan bir akıntı korkutmamalıdır. Bu akıntının içinde bulunan, hormonlar etkisiyle dökülmüş hücreler, iç çamaşırı kaynatıldığında bir leke bırakır. Doğal olan bu salgı, yanlış olarak birçok kadınları telaşlandırır. Herkesin boyu ve kilosu nasıl aynı değilse salgı miktarı da kişiden kişiye değişir. Yinede akıntının normal olup olmadığının heki tarafından belirlenmesinde yarar vardır.
Akıntı sarı-yeşil renkli ve kötü kokulu ise,
Beyaz çökelek peyniri gibi pütür pütürse ve ekşi kokuyorsa,
Şeffaf beyaz akıntı her zamankinden daha çok olmaya başlamışsa,
Beraberinde kaşıntı ve yanma hissi ve o bölgede kıazrıklık varsa,
Bir sorun var demektir.
Akıntıların uzmanlarca tanınması ve tedavileri oldukça basittir. Bir uzman hekimin görüp doğru tanı koyması ve tedaviyi düzenlemesi gereklidir.
Karın ve kasık ağrıları
İç genital sistem iltihaplarının tanısı biraz zordur. Karın alt bölgesinde ağrı, hassasiyet olur ve bu süreç içinde ateş 38 derece ve üzerine çıkabilir.bu durumda yapılacak en doğru şey, bir uzman doktora başvurulmasıdır.
Bazı kadınlarda karın alt bölgesinde değişik şekillerde kendini gösteren ağrılar olur. Bunlar sanki bir ağırlık varmış gibi veya batar gibi yavaş yavaş başlayıp şiddetlenip, sonra geçen ve belli aralıklarla tekrar eden ağrılardır. Değişik nedenlere bağlı olabilir. Bu nedenle asla ihmal edilmemelidir. Bir uzman hekimce basit tanı yöntemleri ile çoğu kez ağrının nedeni bulunur ve tedavi edilir.
Kadınlarda çok sık görülen yumurtalık kistlerin büyük çoğunluğu basit kistlerdir. Kolayca kendiliğinden geçer. Asla telaşlanmamak gereklidir. Ancak böyle bir şüphede yapılacak en doğru iş, hemen uzman bir hekime gitmektir.
Tüylenme ve sivilceler
İstenmeyen tüylerde bir artış varsa lütfen epilasyondan önce bir hekime baş vurunuz, sebebini bulmak ve tedavi etmek oldukça kolaydır. Böyle bir durumdan endişeniz varsa veya belirgin olmasa da bu durum kadını üzüyorsa, mutlaka bir uzman hekime başvurması gereklidir.
Memelerdeki değişimler
Kadınların en çok merak ettiği konulardan birisi de meme gelişmesidir. Ergenlik devri sonlarına doğru memeler normal şekillerini alır. Ama herkes de küçük farklılıklar olacağını kabul etmek, gebelik ve doğumdan sonra da bazı değişiklikler olacağını bilmek gerekir. Meme içinde tıpkı bir çarşaf altında küçük bir pirinç tanesi hisseder gibi sert bir kitleden veya meme başında çekilme, simetrisinde farklılaşma gibi anormalliklerden yakınılıyorsa, doktora başvurulması şarttır. Adete yakın, göğüslerde hassasiyet ve içinde ağrılı kistler çoğu kez normaldir ve tedaviyle geçer.
Adet sancısı
Bazı kadınlar adet kanamaları sırasında bel ve kasıklarında ağrı hissedebilir. Sancı kasılma biçimindedir. Kanamanın ilk gününde ya da 1-2 gün öncesinde başlayabilir. Birlikte bulantı - kusma olabilir. Adet sancısını azaltmak için bel ve karın bölgesini sıcak tutmak ve beden hareketleri yapmak yararlıdır. Adet sancısı çok rahatsız ediyorsa bir doktora başvurmak gerekir.
Miyomlar
Miyomlar doğurganlık döneminde hemen hemen her üç kadından birinde bulunan fakat çoğu kez herhangi bir şikayete neden olmayan iyi huylu, kanserleşmeyen, rahim urlarıdır. Ancak bazan ağrı, ağrılı adet görme, kanama düzensizlikleri , lekelenmeler, aşırı kanamalar gibi şikayetlere yol açar. Bu gibi durumlarda yapılacak en iyi şey, bir uzman hekime başvurmaktır.
12.06.2008
D vitamini hem vücuttaki kalsiyum ve fosfor metabolizması hem de kemiklerin gelişiminde önemli rol oynayan bir hormon ön maddesidir. Vücuttaki D vitaminin temel kaynağı güneş ışınlarının etkisiyle bağlı deride yapılan D vitamini sentezidir ve bu nedenle çocuk ve erişkinlerdeki D vitamini düzeyleri mevsimlere bağlı büyük değişkenlik göstermektedir. D vitamininin temel görevi çocuklarda büyüyen kemik dokusu (erişkinlerde ise yeniden kemik yapımı için) için gerekli kalsiyum ve fosfor düzeyini sağlamaktır. Vitamin D bağırsaklarda kalsiyum ve fosforun emilimini arttırarak bu görevini yapmaktadır.
Erişkinlerde D vitamini yetersizliği sorunu
D vitamini daha çok çocuklarda sık görülen raşitizm sorunu ile gündeme gelmekle birlikte son yıllarda erişkinlerde D vitamini yetersizliği ve bunun kemik sağlığı üzerine etkileriyle ilgili tartışmalar artmıştır. Amerika Birleşik Devletlerinde genel dahiliye yataklarında yatan 290 hastanın %57’sinde D vitamini yetersizliği saptanmış ve hastaların %22’sindeki yetersizliğin şiddetli düzeyde olduğu belirlenmiştir. Benzer şekilde Hollanda’da çoğu kadın 142 erişkinin %79’unda D vitamini düzeyleri düşük bulunmuştur. Değişik ülkelerdeki bu sonuçlar yetersiz D vitamini alımı, iç ortamlarda geçen yaşam süresinin fazlalığı ve güneş ışınlarından yararlanmama, hava kirliliğinin ultraviyole ışınlarının insanlara ulaşmasını engellemesi ve dini inançlara bağlı örtünme gibi çeşitli faktörlerin etkisiyle erişkinlerdeki D vitamini yetersizliğinin yaygın bir sorun olduğunu ortaya koymaktadır.
D vitamini düzeylerindeki düşüklük yalnızca basit bir biyokimyasal bozukluk olmayıp; beraberinde kemik yapım-yıkım hızında artma, osteoporosiz (kemik erimesi=kemik dokusunun azalması) ve hafif osteomalazi (kemik yumuşaması=kemik dokusuna kalsiyum ve fosforun yeterince çökmemesi) ve kalça veya diğer kemiklerdeki kırık ihtimalinde artma gibi fizyolojik, klinik ve patolojik bulgulara yol açmaktadır. Yaşam süresinin uzaması ile birlikte kemik erimesine bağlı kırıkların artması kemik erimesinin önlenmesi konusunda değişik seçenekleri gündeme getirmektedir. Yakın zamanda yayınlanan bir çalışmada günde 500 mg kalsiyum ve 700 IU D vitamini desteğiyle 3 yıllık dönemde, bulgu veren omurga kemikleri dışındaki kemik kırık oranında % 50 azalma olduğunun bildirilmesi, D vitamininin çocukların kemik sağlığı yanında erişkinlerin kemik sağlığındaki rolünü yeniden gündeme getirmiştir.
Annelerde D vitamini yetersizliği ve bebekler üzerine etkileri
Gelişmekte olan ülkelerde veya gelişmiş ülkelerdeki etnik topluluklarda annelerdeki D vitamini yetersizliğinin sık görülen bir sorun olduğu bilinmektedir. Pakistan’da yeni doğum yapmış kadınların %48’inde şiddetli düzeyde D vitamini yetersizliği olduğu saptanmış ve annelerin D vitamini düzeyi ile 3 aydan küçük bebeklerin D vitamini düzeyleri arasında anlamlı ilişki olduğu gösterilmiştir. Benzer bulgular Kuzey Amerika ve Avrupa ülkelerinde de saptanmıştır.
D vitamini yetersizliği anneleri etkilemekle birlikte esas etkisini bebekler üzerinde göstermektedir. Bu etkilerin başlıcaları, büyüme geriliği, kemik dokusu gelişiminde gerilik [kendini doğumsal raşitizm (konjenital rikets), kafa kemiklerinde yumuşama (kraniotabes), geniş bıngıldak (fontanel), kemik mineral yoğunluğunda azalma ve kemikleşme merkezlerinin gelişim hızlarında yavaşlama ile gösterir], dişlerde enamel hipoplazisi ve kalsiyum dengesi bozukluklarıdır.
Annelerin D vitamin düzeyleri süt verme döneminde anne sütü içindeki D vitamini miktarını doğrudan etkilemektedir. Bebeklerin serum D vitamin düzeyleri sekizinci haftadan sonra annenin D vitamin durumundan etkilenmekle birlikte esas olarak güneş ışığına maruz kalma miktarına göre değişmektedir. Bebeklerin D vitamini düzeylerinin korunması için çıplakken (üzerinde yalnızca bez varken) haftada 30 dakika, giyinikken ise haftada 2 saat güneş görmeleri gerekmektedir. Güneş ışığından yeterli ölçüde yararlanamayan bebeklerin annelerinin de D vitamini düzeyleri düşük olduğunda (anne sütü D vitamini düzeyi de buna bağlı düşecektir) raşitizm riski artmaktadır.
Güneş Işığından Yararlanma ve Ülkemizdeki Annelerde D vitamini Yetersizliği Sorunu
Ülkemizde uzun zamandan beri değişik ölçülerde annelerin D vitamini yetersizliği sorunu olduğu üzerinde durulmaktadır. Hasanoğlu ve arkadaşları 1981 Anakara Doğumevi ve Hacettepe Tıp Fakültesi’nde doğum yapan annelerin %20’sinde D vitamini yetersizliği saptanırken, Aydın ve arkadaşları tarafından 1988’de İstanbul’da yapılan bir araştırmada kış sonu ve yaz sonu incelenen toplam 100 doğum yapan kadın arasında kış sonu doğum yapan kadınların ortalama 25(OH) D vitamini düzeyini belirgin ölçüde düşük bulmuşlardır.
Son yıllarda annelerde D vitamini durumunu inceleyen araştırmalar 15-20 yılda ülkemizdeki sosyoekonomik değişimlere rağmen annelerde D vitamini yetersizliğinin sıklığında ve şiddetinde bir azalma olmadığını göstermektedir. Son iki yıl içinde İstanbul, Ankara ve Kocaeli’nde yapılan bu çalışmaların özet sonuçları Tablo 1’de sunulmuştur. Tablodan anlaşılacağı gibi ülkemizin kentsel bölgelerinde yaşayan annelerin büyük çoğunluğunda orta veya şiddetli düzeylerde D vitamini yetersizliği sorunu vardır. Her üç araştırmada da sosyoekonomik düzey ve örtülü giyinme tarzı ile annelerdeki D vitamini yetersizliği arasında önemli bir ilişki olduğu bildirilmektedir. Kocaeli bölgesindeki annelerde D vitamin yetersizliğinin daha yüksek oranda ve daha şiddetli düzeyde olmasında araştırmanın kış sonu yapılması kadar bölgesel faktörlere (kentsel ve endüstriyel hava kirliliği, sonbaharla birlikte güneşli gün sayısında belirgin azalma, muhafazakar yaşam tarzı gibi) bağlı görünmektedir. Yakın zamanda Hindistan’da (Yeni Delhi) yapılan bir çalışmada hava kirliliğin yüksek olduğu bölgede yaşayan çocukların 25 (OH) D vitamini düzeyinin düşük hava kirliliği bölgesinde yaşayanlara göre %50 düşük bulunması (sırasıyla 126 ve 28.2 nmol/l) hem Kocaeli hem de diğer kentlerdeki yüksek orandaki D vitamini yetersizliği ile hava kirliliği arasında ilişkiye önem verilmesi gerektiğini göstermektedir
Sonuçlar ve öneriler: Annelerin daha çok güneş ışığına ihtiyacı var!
Annelerdeki D vitamini yetersizliği, hem anneleri hem de bebekleri etkileyen, dolayısıyla çocukluktan erişkinliğe kemik sağlığı üzerinde olumsuz etkileri olan bir halk sağlığı sorunu olarak önemini korumaktadır. Bu sorun güneş ışığından yararlanmayı engelleyen çevresel ve yaşam tarzı faktörlerine bağlı olarak bazı ülkelerde ciddi halk sağlığı sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Son yıllardaki araştırmalar ülkemizde son 20 yılda annelerde D vitamini yetersizliği sorununun yaygınlığı ve şiddetinde bir azalma olmadığını göstermektedir.
Güneş ışığı en önemli D vitamini kaynağı olduğundan yeterli güneş ışığı alınabiliyorsa gebelik ve emzirme döneminde D vitamini eklenmesine gerek yoktur. Bununla birlikte yeterli güneş ışığını tanımlamak zordur ve özellikle kışın bazı bölgelerde güneş ışınlarından yararlanma imkanı çok azalmaktadır. Bu nedenle besinlerin D vitamini ile güçlendirilmediği ve yetersiz güneş ışığı alan bölgelerde yaşayan kadınlara gebeliğin son 3 ayında günde 1000 IU D vitamini verilmesi veya son üç ayın başlangıcında bir kez 100.000 IU D vitamini verilmesi önerilmektedir. Bu öneri özellikle örtülü giyim tarzına sahip anneler ve hava kirliliği olan kentlerde yaşayan kadınlar açısından daha önemlidir. Bunun yanında başta genel pratisyenler olmak üzere kadın doğum ve çocuk sağlığı uzmanlarının gebelere ve yeni doğan döneminden itibaren bebeklere yeterli D vitamini sağlanması konusuna daha fazla önem vermeleri gereklidir.
12.06.2008

Son 20 yılda deri kanserleri her yıl bir önceki yıla oranla yüzde 4 oranında artıyor. Ozon tabakasının incelmesi, güneş altında geçirilen zamanın uzun ve korumasız olması, solaryuma girilmesi, bağışıklık sisteminin zayıflamasına yol açan kronik böbrek yetmezliği, AIDS gibi hastalıkların artması bu yükselmenin önemli etkenlerinden. Kanser konusunda bilinçlenme ve erken tanı yöntemlerinin gelişmesi de tanıda rol oynuyor.
Anadolu Sağlık Merkezi Onkolojik Bilimler Koordinatörü Prof.Dr. Haluk Onat’ın verdiği bilgiye göre, bazı özellikler cilt kanseri riskini artırıyor. Açık cilt, saç ve göz renkli, güneş ya da ultraviyole ışınlarına maruz kalan, kolay güneş yanığı gelişen, çocukluk ya da ergenlik dönemlerinde aşırı güneş yanıkları geçiren, ailesinde deri kanseri öyküsü bulunan, çok sayıda ve değişik şekillerde benleri ve bağışıklık sistemini zayıflatan hastalıkları olan ya da akne için ergenlik döneminde radyoterapiyle tedavi edilenlerde cilt kanseri riski yükseliyor.
Bizim gibi 70 milyon nüfuslu bir ülkede her yıl yaklaşık 2 bin 500 kişinin deri kanseri nedeniyle yaşamını yitirdiği tahmin ediliyor. Bunların yaklaşık yüzde 75’i melanom (en ölümcül cilt kanseri türü) nedeniyle, geri kalan yüzde 25’i de diğer deri kanserleri nedeniyle ölüyorlar.
Cilt kanserlerinin belirtileri türüne göre değişiyor. Bazal ve skuamöz hücreli deri kanserleri değişik şekillerde ortaya çıkabiliyor. Deri üzerinde iyileşmeyen ülser, yara ya da lezyonlar, belirtilerinden. Bu lezyonlar genellikle pembe, kırmızı ya da beyaz renkli yumuşak bir kist ya da sert nodül (yuvarlak şişlik), zaman zaman kanayan bir yara ya da kist veya kırmızı renkli kuru ve egzama görünümlü bir lezyon olarak ortaya çıkabiliyor. Prof. Dr. Onat, “4 hafta içinde kendiliğinden iyileşmeyen bir deri lezyonu ya da ülseriniz varsa mutlaka bir uzmana görünün” diyor.
Melanom türü deri kanseri daha önceden mevcut olan bir benin değişmesi sonucu ortaya çıkabileceği gibi, hastaların yaklaşık yarısında orta yaşlardan sonra sağlam deri üzerinde kendiliğinden de ortaya çıkabiliyor. Melanomun başlıca belirtileri lezyonda asimetri, sınır düzensizliği, karışık renkli görünüm. Büyüklüğü 6 milimetreden fazla olması ya da hızla büyümesi de dikkat çeker. Melanomlar çoğunlukla koyu renkli. Ancak bazı hastalarda renksiz de olabilir.
ÇOCUKLUKTAKİ YANIKLAR ZEMİN HAZIRLIYOR
Cilt kanserinin en önemli nedenlerinden biri de çocukluk çağındaki güneş yanıkları. Ultraviyole ışınları, uzun süre güneşe maruz kalındığında cilt yanıklarına, tekrarlayan cilt yanıkları da cilt kanserlerine neden oluyor. Tam da bu nedenle, cilt kanserinden korunmanın en iyi yolu cilt yanıklarını önlemek.
Melanoma ileri yaşta ortaya çıksa bile bunun nedeni, çocuklukta maruz kalınan güneşin zararlı ışınları. Hayatında bir kere su toplamış güneş yanığı olan bir çocuğun “malign melanoma”ya yakalanma riski yanığı olmayanlara göre iki kat fazla. Her yanıkla bu risk iki kat artıyor. Dolasıyla, cilt kanserinden korunmanın en iyi yolu cilt yanıklarını önlemek.
Güneşten yanan çocuklara ilkyardım
Çocuklarda ağrı ve sıcaklık hissi 48 saat sürer. Nemlendirici kremler günde üç kere uygulanırsa çocuğu rahatlatır. Bu kremlere iki gün devam edilmelidir. Çok kalın, yağlı merhemler kullanılmamalıdır. Bu durum çocuğu daha sıcak tutarak terlemesini engeller.
Çocuğa soğuk banyo yaptırmak veya günde bir kaç kez yanık yerine soğuk su ile ıslatılmış bezler koymak ağrıyı azaltır, duş çok ağrı verici olabilir.
Yanıklar olduğunda çocuğa bol su içirilmeli ki hastalık hissinin önüne geçilsin.
Bir hafta içinde soyulmalar başlar, deriye nemlendirici sürmeye devam.
Deri su toplar ve patlarsa, üzerindeki ölü deriyi temiz, küçük bir makasla temizlemek gerekir. Sonra da antibiyotikli bir krem sürülmeli. Merhemi günde üç kez yıkayıp, tekrar sürün. Derinin su topladığı durumlarda bir sağlık kuruluşuna başvurulup tedaviye başlanmalı.
DİŞ MACUNU, YOĞURT TEDAVİSİ ASLA
Güneş yanıklarında yapılan sık yanlışlıklardan biri yanık üzerine diş macunu, yoğurt veya yoğun merhemler sürmek. Bunların hem faydası yok hem de temizlenmesi zor. Diğer bir hata da güneşten koruyucu losyonlarla, bronzlaştırıcı losyon veya yağları karıştırmak, koruyucu yerine bronzlaştırıcı kullanmaktır.
DERECE DERECE YANIKLAR
Uzun süre güneşe maruz kalındığında ultraviyole ışınları ciltte önce kızarıklık, daha uzun süreli hasarlarda da içi su dolu baloncuklara sebep olur. Kızarıklık, ağrı, şişme güneşten 2-4 saat sonra başlar, 24 saatte en yüksek seviyeye çıkar. Bu birinci derece yanıktır. İçi su dolu kabarcıklar olduğunda yanık artık ikinci derecedir. Üçüncü derece yanıklarda kabuklanmalar olur, güneş üçüncü derece yanığa sebep olmaz.
Süt çocuklarının cildi çok hassas
Süt çocuklarının ciltleri daha ince olduğu için, güneşe karşı daha hassastırlar. Bu nedenle 6 aylıktan küçük çocuklar direkt güneşe çıkarılmamalı. Mümkün olduğunca gölgede tutulmalı. Eğer güneşe çıkacaksa da mutlaka koruyucu losyon, uzun elbiseler ve kenarlıklı şapka kullanılmalı.
Bronzlaşmak isteyen ergenler de mutlak koruyucu losyon sürmeli. Güneşe alıştıra alıştıra çıkmalı. İlk gün güneşte 15-20 dakika kalmalı, daha sonra bu süre günde 5 dakika arttırılmalı.
Çocuklar güneş ışınlarının en yoğun geldiği saatler olan 10.00 ile 16.00 arasında güneşe çıkarılmamalı. Bulutlu havalar yanıltmasın. Çünkü güneş ışınlarının yüzde 70’i bulutları geçer. Ayrıca güneş ışınlarının yüzde 30’u da seyrek dokumalı kıyafetlerden cilde ulaşır.
Kum ve suyun güneş ışınlarını yansıttığı unutulmamalıdır. Gölgede bile cilt yanıkları olabilir. Şapka veya şemsiye çocukları yansıyan ışınlardan koruyamaz.
Çocukların gözlerini de güneşten koruyun. Yıllarca güneşin zararlı ışınlarına maruz kalmak, katarakt riskini artırır.
Sigara içen kadınlar daha erken kırışıyor
Sigara cilde büyük zararlar veriyor. Sivilce oluşumu, yaraların iyileşmesinde gecikme, saç dökülmesi ve cilt kanserleri ilk akla gelenler. Kırışıklık oluşumunu artırır, cildin yaşlı görünmesine yol açar. Memorial Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Ayfer Aydın, “Sigara tiryakilerinde, hiç içmeyenlere göre 5 kat fazla kırışıklık meydana geliyor” diyor.
Sigaradaki nikotin, derideki kan damarlarında daralma yapar. Damarın beslediği dokunun yeterli oksijen almasını engeller. Böylece ciltteki kan dolaşımı ve cilt dokusunda bulunması gereken vitamin düzeyi azalıyor. Böylece cildin elastikiyeti ve kollajeni zarar görüyor. Dr. Aydın, “Özellikle kadınlarda yüz bölgesindeki kırışıklıkların artması ve cildin daha soluk, sarımsı-gri olması sonucunu doğuruyor. Ciltte tahrişler ve kurumalar meydana geldiği gibi yaraların iyileşme süresi de uzuyor” diyor.
11.06.2008
Antep fıstığını da içine alan kuru yemişlerle yapılan araştırma bulguları, ‘nut’ grubu da denilen söz konusu gıdaların tekli doymamış yağ asitlerince zengin olduğunu gösteriyor.Celal Bayar Üniversitesi Akhisar Meslek Yüksekokulu Öğretim Üyesi Doç. Dr. Özlem Tokuşoğlu, “Yeşil Altın: Antep fıstığı Teknolojisi, Kimyası ve Kalite Kontrolü” konulu araştırmasında, Antep fıstığının “nut” grubu olarak adlandırılan gıdalar arasında önemli yer tuttuğunu ifade etti.
Ölüm nedeni olarak kalp ön sırada
ABD’de tüm ölümlerin yaklaşık yüzde 40′lık dilimine koroner kalp hastalıklarının yol açtığını, koroner kalp hastalıklarının hem erkekler hem kadınlar için ciddi tablolar oluşturduğunu vurgulayan Tokuşoğlu, koroner kalp hastalıklarıyla ilişkilendirilen en ciddi risk faktörünün yüksek kolesterol olduğunu bildirdi.
Tokuşoğlu, diyet ve egzersizle yüksek kolesterolün düşürülmesinin kalp rahatsızlıklarından korunmada etkili olduğuna dikkati çekerek, şunları kaydetti:
Diyet ve egzersiz kolestrolü önler
“Yüksek kolesterol, kalp rahatsızlıklarıyla ilişkili başlıca risk faktörüdür ve yaklaşık 100 milyon yetişkini etkilemektedir. Sağlıklı bir diyetle ve egzersizle yüksek kolesterolün düşürülebilmesi, düşük kalp rahatsızlıkları riski açısından önemli olmaktadır.
Doymuş yağlarca yüksek olan diyetlerin kalp rahatsızlığı olaylarında artışla ilişkilendirildiği kabul edilmekte iken, son kanıtlar tekli doymamış yağ asitleri ve azalan kalp hastalıkları riski arasında pozitif yönde ilişki olduğunu ortaya koymaktadır.
Antep fıstığını da içine alan kuru yemişlerle yapılan araştırma bulguları, ‘nut’ grubu da denilen söz konusu gıdaların tekli doymamış yağ asitlerince zengin olduğunu göstermektedir. Baskın düzeyde doymamış yağ asitleri içeren Antep fıstığı kalp hastalıklarıyla ilişkilendirilen risk faktörlerini indirgiyor.”
Tokuşoğlu, Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi, Antep fıstığının de içerisinde yer aldığı ‘nut’ grubu kuru yemişlerin ilgili sağlık iddialarını doğrulayıcı açıklamalar yaptığını, bu gıdaların tüketiminin koroner kalp rahatsızlıkları riskini düşürmede rol oynadığını rapor ettiğini belirtti.
Amerikan Kalp Birliği’nin de kalorilerin yüzde 20’sinin tekli doymamış yağ asitlerinden alınmasını, tekli doymamış yağ asitlerinin de zeytin yağı, balık, legume ve kabuklu yemişler (nutlar) aracılığıyla alınmasını önerdiğini vurgulayan Tokuşoğlu, bu diyet tercihinde Antep fıstığının önemli yer tuttuğunu ifade etti.
Kalp sağlığı diyetinde kuruyemiş olmalı
Tokuşoğlu, kalp sağlığı diyetinde yer alacak kuru yemişlerin hem kalori açısından istenilen skaladaki yağ yüzdesinde kalori almayı hem de doymuş yağlarla yer değiştirmeyi sağlayabilen gıda olarak önerildiğini belirterek bu gıdalar içinde baskın düzeyde tekli doymamış yağ asitleri içermesi dolayısıyla Antep fıstığının önemli yer tuttuğuna işaret etti.
09.06.2008

Ayaklarınızın güzel görünmesi için bazı temel noktalara dikkat etmelisiniz. Ayak bakımının birinci ve en temel şartı ise pedikür yapmak. Pedikür, hem ölü hücre tabakasının atılımını sağlar hem de daha bakımlı ayaklara kavuşmanızı…
Pedikür ile ayaklarda oluşan nasır, çatlak, tırnak batması gibi sorunlardan kısa sürede kurtulabilirsiniz. Pedikürü bir salonda yaptırabileceğiniz gibi kendiniz de yapabilirsiniz.
Fakat bunu yaparken doğru sırayı izlemeniz önemli#8230;
Pedikür
İlk olarak ayaklarınızı sabunlu ılık suda yarım saat kadar bekletin. Nemini aldıktan sonra, ayak törpüsüyle ölü derilerinizi alın. Bu işlemi birkaç kez tekrarlayın. Daha sonra tırnak etlerinizi törpünün ucuyla geriye itin. Bir pens ya da tırnak makası yardımıyla etlerinizi dikkatlice kesebilirsiniz.
Tırnaklarınızı törpüyle şekillendirdikten sonra, parlak ve pembe bir görünüm alması için tırnak yüzeyi için özel olarak geliştirilmiş törpüyle törpüleyin. Daha sonra, ayaklarınızın üst derisinin de pürüzsüz olması amacıyla ayaklar için özel olarak formüle edilmiş peeling kremi sürün. İyice ovaladıktan sonra yıkayın.
Tırnak güçlendirici bir jel ya da cilanın ardından ojenizi sürerek pedikürünüzü tamamlayın.
Canlandırıcı ve besleyici öneriler
Kuruyan, çatlayan ve şişen ayaklarınız için arada bir özel bakımlar yapmak da yerinde olur. İşte size birkaç öneri:
- Ayaklarınızın sürekli şişmesinden rahatsız oluyorsanız, bitki banyolarından yararlanabilirsiniz. Bunun için, bir litre suda iki avuç papatya ve bir adet limon kabuğunu kaynatıp soğumaya bırakın.
Ayaklarınızı bu suyun içinde yarım saat kadar bekletin. Şişlerin indiğini, ayak derinizin canlandığını göreceksiniz.
- Kuruyan, pul pul ayrılan tırnaklarınız içinse, gliserinden faydalanabilirsiniz. Birkaç damla saf gliserinle eşit miktardaki limon suyunu karıştırın. Bu karışımı her gün tırnaklarınıza sürün. Canlı, parlak ve sağlıklı tırnaklar için bundan daha iyi bir yol olamaz.
Soğuk parafin
İşte sağlıklı ve pürüzsüz ayaklara kavuşmanın başka bir yolu! Yumuşak ve bakımlı ayaklar için uygulanan özel yöntemin adı, soğuk parafin.
Öncelikle ayaklara peeling uygulanarak ölü hücre tabakası atılımı sağlanıyor. Daha sonra parafin sürülerek ayak paketleniyor ve 20 dakika bekletiliyor. Açıldıktan sonra krem sürülüyor. Sonrasında pamuk gibi ayaklara sahip oluyorsunuz.
Çatlak
Daha çok kuru ciltlerin problemi olan çatlaklar, topuk ve ayak tabanında görülür. Ayakları yıkadıktan sonra kurulamamak, yalınayak gezmek, küçük terlik giymek gibi nedenlere bağlı olarak ortaya çıkar.
Her banyodan sonra ponza taşıyla yumuşak hareketlerle ölü deriyi temizleyin. Çatlak bölgeleri, içeriğinde E vitamini ve jojoba yağı bulunan ayak kremleriyle gün boyu sık sık kremleyin. Çatlaklarınız kaybolana dek, sürekli çorap ve kapalı ayakkabı giyin.
Nasır
Bütün kış ayaklarımız botların, çizmelerin içinde kaldı. Üstelik küçük ve yanlış ayakkabı seçiminden dolayı ayakların bazı yerlerinde sertleşmeler oluşur. Açık ayakkabı ve terlikleri nasırlı ayaklarla giymek de hoş olmaz.
Nasır size çok ağrı vermiyorsa pedikür yaptırarak bu sorundan kurtulmanız mümkün. Ancak problem yaratıyorsa siz en iyisi özel nasır bakımları yaptırın. Yazı rahat karşılayın.
Oluşmasını önlemek için: Her banyodan sonra bolca krem sürün. Yumuşak derili ve geniş tabanlı ayakkabılar seçin. Eczanelerde satılan, küçük plaster ve solüsyonlardan yararlanın.
Nasır
Bütün kış ayaklarımız botların, çizmelerin içinde kaldı. Üstelik küçük ve yanlış ayakkabı seçiminden dolayı ayakların bazı yerlerinde sertleşmeler oluşur. Açık ayakkabı ve terlikleri nasırlı ayaklarla giymek de hoş olmaz.
Nasır size çok ağrı vermiyorsa pedikür yaptırarak bu sorundan kurtulmanız mümkün. Ancak problem yaratıyorsa siz en iyisi özel nasır bakımları yaptırın. Yazı rahat karşılayın.
Oluşmasını önlemek için: Her banyodan sonra bolca krem sürün. Yumuşak derili ve geniş tabanlı ayakkabılar seçin. Eczanelerde satılan, küçük plaster ve solüsyonlardan yararlanın.
Ayaklarınızı süsleyin
Bütün bakımları tamamladıktan sonra sıra geldi süslemeye. Yazın ayaklar ojesiz olmaz. Yeni sezonda ağırlıklı renkler kırmızı ve pembe tonları moda.
Bir de ayak süslemeleri çok moda. Tırnak küpeleri, çıkartmalar, süsleme boyaları bunlardan sadece birkaçı.
“French” Öne beyaz şerit üzerine açık renk oje ise her zaman temiz, bakımlı, güzel ayaklar için tercih edilebilir.
09.06.2008

En son trend Volumetrik Diyet e amaç; yemeyi sevmek, tadını çıkarmak ve doyana kadar yemek…
Diyet yaparken sürekli midenizin zil çalmasından şikâyetçiyseniz, imdadınıza Amerikadan gelen yeni bir diyet trendi yetişiyor: Volumetrik Diyet! “Hacim Diyeti” olarak da adlandırabileceğimiz bu diyet trendi, yeni bir çığır açıyor. Çünkü temeli, “doyana kadar ye” prensibine dayanıyor.
Nesnelerin hacmini ölçmeye yarayan bir birim olan “volumetri”den adını alan diyet yöntemi, besinleri kalori değerlerine göre değil, hacim değerlerine göre sınıflandırıyor.
Bir örnek vermek gerekirse: 15 tane üzüm, tartıda 100 gram geliyor ve kalorisi de 70 civarında. 15 tane kurutulmuş üzüm ise en fazla 20 gram ve onun da kalorisi 70 civarında. Peki, 100 gram üzümle mi doyarsınız, yoksa 20 gram kuru üzümle mi? Her ikisinin de kalorisi aynı ise, daha hacimli olan taze üzüme uzanmaz mı şimdi eliniz?!
Bu soruya “evet” deme ihtimaliniz çok yüksek. Zaten araştırmalar da bunu gösteriyor. Pennsylvaniada yapılan bir araştırmaya göre insanlar, “doyana” kadar yemek yiyor. Bu durumda ne yediğinin pek bir önemi kalmıyor. Düşük kalorili de olsa, yüksek kalorili de olsa, temel amaç “doydum” hissini yaşamak!
Bu araştırmadan yola çıkarak “Volumetrik Diyeti” geliştiren Beslenme Uzmanı Barbara Rolls, normalden daha az yiyerek zayıflamanın çok zor olduğunun altını çiziyor: “Besinleri kısarak yapılan diyet, ilk başta kilo verdirir ama uzun vadede başarılı olamaz. Çünkü açlık hissinin bastırılması gerekiyor!”
Peki, Volumetrik Diyetin sırrı ne? Bu diyet prensibinin en tepesinde bol su içeren gıdalar var. Su bilindiği gibi, hacim tutuyor ve dolayısıyla tokluk hissini yaratıyor. Taze meyve - sebze, çorbalar, sulu yemekler karnı hızla doyuruyor ama yüksek kaloriler içermiyor.
İkinci sırada İse lifli gıdalar var. Lifli gıdalar, su içeren gıdalarla birleştiğinde şişiyor ve mideyi dolduruyor. Üstelik hazmı da kolaylaştırıyor.
Su, su, su… Diyet yaparken en fazla tüketmeniz gereken şey, kesinlikle su! Bunu artık hepimiz biliyoruz. Çünkü su, mideyi doldurarak açlık duygusunu bastırıyor. Üstelik O kalori! Ancak yeni araştırmalar, suyun başka marifetleri de olduğunu ortaya koydu:
- Yapılan bir araştırmada, aç karnına yarım litre su içen deneklerin gün içinde yüzde 30 daha fazla kalori yaktığı ortaya çıkmış.
- Volumetrik Diyet Uzmanı Martin Kunz ise yaptığı hesaplamada şu sonuca varmış: Her gün 2 litre su içen birisi, bir yıl içinde 2,4 kilo verebilir!
Tüm bu rakamlar, oda sıcaklığında içme suyu için geçerli. Soda ve soğuk su, aynı sonucu vermiyor. Bu nedenle kilo vermeyi kafasına koyan birisi, öncelikle suyla arasındaki mesafeyi kaldırmalı ve her sabah aç karnına oda sıcaklığında büyük bir bardak su içmeli. Günlük tüketilen suyun da en az iki litre olması gerekiyor.
Ana madde: Su!
Diyet sırasında yenilecek besinlerin de bol su içermesine dikkat ediliyor. Barbara Rollsun Pennsylvania Üniversitesi ile birlikte yaptığı bir çalışmada deneklerin bir kısmına, tavuk ve pirinci çorba şeklinde, bir diğer kısmına İse katı yemek şeklinde vermişler. Çorba İçen deneklerin diğerlerine göre yüzde 26 daha az kalori aldıkları ortaya çıkmış.
Çünkü çorbanın hacim değeri daha yüksek, daha çabuk doyuruyor, bu nedenle daha az kalori alıyorsunuz. Uzmanlar, bol köpürtülmüş milkshakele de aynı sonuca ulaşmışlar.
Volumetrik Diyetin 10 kuralı
1- Açlığınızı hissedin: Açlık sinyallerini dikkatli bir şekilde takip edin. Gerçekten acıktığınızda yemek yiyin. Şeker düşüklüğü sorununuz yoksa günde üç ana öğün yemek yeterlidir.
2- Yeteri Kadar su için: Suyu, hayatınızın merkezine koyun. Her sabah kahvaltıdan önce mutlaka bir büyük bardak su içmeyi ihmal etmeyin.
3- Yemeğe vakit harcayın: Asla acele acele yemek yemeyin! Yediğiniz her lokmanın tadına varın. Yavaş yemeği öğrenin.
4- Sadece en iyiyi yiyin: Seçeceğiniz malzemenin kalitesine dikkat edin. Alışverişe zaman ayırın ve aldığınız her ürünün etiketini okumayı alışkanlık haline getirin. Katkısız, doğal ürünler seçmeye özen gösterin. Son kullanma tarihlerine ve saklanma koşullarına dikkat edin.
5- Kalori tuzaklarından uzak durun: Rafine şeker içeren, yağlı, fazla tuzlu besinlerden olduğu kadar kaçının. Doymuş yağları hayatınızdan çıkarın, alkolü azaltın.
6- Volumetrik besinleri stoklavın: Evinizde her daim volumetrik gıdalardan bulundurun. Acıktığınız anda, eliniz bunlara gitsin.
7- Güne kaliteli bir kahvaltıyla başlayın: İlk öğününüzde karnınız tıka basa doyana kadar yiyin! Sağlam bir kahvaltıyı meyveyle tamamlayın.
8- Öğle yemeğinde kral gibi yiyin: Kahvaltı kadar öğle yemeği de önemli. Öğle yemeğinde arzu ettiğiniz şeyleri yiyin.
9- Şeker bombalarını es geçin: Tatlı yemek serbest. Ama dikkat! Ağır kremalı pastalar yerine, hafif bir sütlü tatlı ya da meyveli bir pastayı tercih edin.
10- Tok karnına yatağa girmeyin: Akşam karbonhidrat yönünden fakir bir beslenmeyi tercih etmelisiniz. En son yemeğiniz ise yatağa gitmeden üç saat önce almalısınız. Böylece gece boyunca metabolizmanız normal bir şekilde çalışarak, kalori yakacaktır.
Bir günlük örnek mönü
Sabah:
Aç karnına bir bardak su için. Ardından büyük bir kase içine; yulaf ezmesi, taze meyve parçaları koyun. Bu karışıma yağsız süt, yoğurt ya da meyve suyuyla hacim kazandırın.
Ara:
Bir patates salatasının içine bolca salatalık doğrayın. Bu, salatanızın hem hacmini artıracak hem de daha doyurucu olacak.
Öğle:
Sade suya tirit tarzı çorbanızın hacmini artırmak için kepekli makarna ve sebzelerden faydalanın. Makarna yerine bulgur, yarma, pirinç gibi bakliyatlar da kullanabilirsiniz. Kuru baklagiller de çorbaya ayrı bir lezzet ve hacim katar. İsterseniz içine arada bir tavuk, balık ya da et parçalan atın. Eğer zengin bir çorba içme şansınız yoksa balık ya da tavuk filetonun yanında bol salata ve sebze yiyebilirsiniz. Ardından küçük bir sütlü tatlı ya da meyve alabilirsiniz. Bol bol su içmeyi unutmayın!
Ara:
Açlığınızı meyve - sebzeyle bastırın. Şeritler halinde kesilmiş havuç, turp, kereviz, dolmalık biber hacim açısından zenginler. Elma, armut, kivi, üzüm, turunçgiller de aralarda yemek için ideal. Artık süpermarketlerde birçok sebzeyi yıkanmış ve doğranmış şekilde bulabilirsiniz. Bunlar, ofise götürmek İçin çok uygun.
Akşam:
Öğlen zengin yediyseniz, akşam daha hafif yemeniz gerekir. Güzel bir çorba, yanında bir dilim kepekli ekmek, bol yeşil salatayla doymamak mümkün değil!
Diyete sadık kalmak için bunları yapın
- Diyetin en büyük düşmanı, stres! Stresli olduğunuzda ne yediğinize, nasıl yediğinize ve niçin yediğinize önem vermezsiniz. Bu sorumsuzluk ise yağ olarak geri döner. Bu nedenle, diyet yaparken stresle de mücadele etmeniz gerekir. Düzenli hareket etmek, stresi yenmekte birebir. İlla ki bir spor salonuna gidip, deli gibi spor yapmanız gerekmiyor. Haftada iki kere temiz havada yürüyüş bile fark yaratır.
- Boş zamanlarınızda kaliteli zaman geçirmek için arkadaşlarınızla buluşun, bir gösteriye, sinemaya, tiyatroya gidin.
- Öncelikli olarak beş kilo değil, iki kilo vermeyi hedefleyin. İlk kiloları verdiğinizde, kendinizi ödüllendirin. Çok istediğiniz bir kıyafeti satın alın ya da hafta sonu bir yerlere gidin.
- Başarısızlıklara kafayı takmayın. Olaylara olan bakış açınızı değiştirin. Kendinize öfkelenip, abur cubura saldırmayın.
- Vücudunuzu sevmeyi öğrenin. Bol köpüklü küvette kendinizi şımartın, imkânınız varsa masaja, vücut bakımına, manikür ve pediküre gidin. Hiç değilse, haftada bir kese yaptıktan sonra cildinizi kremleyin.
09.06.2008
nceki Yazılar